KİŞİSEL SİTEM - "Birbirimize Hayat Yolculuğunda Yardım Etmek İçin Buradayız" ....

Tanım

Sizlerle ÖZGÜRCE bilgilerimi, duygularımı, düşüncelerimi, bazen iç dünyamı, her konuda herşeyi paylaşmak istedim.... Sizlerle gülmek de :) Dilerim Profesyonel ortamlarda yazılarımı yazdığım günler geldiğinde, bu yeni ortamlarda yine karşılaşırız ve sizlerde tekrar olumlu etkiler yaratabilirim... NEŞELİ günler... Sevgimle...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* **DÜNYANIN GELMİŞ - GEÇMİŞ EN BÜYÜK DÜNYA LİDERİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - SENİ HER GÜN SAYGIYLA ANIYORUZ ve ÇOK ÖZLÜYORUZ - Muhteşem ve Zengin bir ATATÜRK Sitesi - Profesyönel Hazırlanmış ATATÜRK Takviminden çok yararlanacaksınız
* **(1901 - 1980 yılları arasında Dünyamızı Ziyaret Etmiş) BÜYÜK Psikiyatrist Dr. ve Psikolog, Hipnoz Duayeni Milton ERICKSON'ın Hayatından Kesitler / Kendisi Psikiyatri ve Terapi Bilimine Yön vermiş Psikiyatristlerin Duayenidir / MUCİZE BİR İNSANDIR !
* **Benim Muhteşem Rol Modelim - Motivasyon kaynaklarımdan OPRAH'ım! Zengin bir site ve değerli OPRAH WINFREY'i tanıyabileceğiniz bir ortam!
* **ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
* **Teşekkürler TUNCAY ÖZKAN ! Hakettiği saygınlığa ve onura kavuşmuş; İnsanların maddi-manevi güç ve barış içinde yaşadığı; demokrasinin ve Cumhuriyetin fiilen yaşatıldığı PIRIL PIRIL - AYDINLIK - MODERN bir TÜRKİYE isteyen KAÇ KİŞİYİZ BİZ ???
* **TSK GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI
* **TEMA Vakfı - Sayın Hayrettin KARACA !!!
* **OSHO - (1931-1990) yılları arasında dünyamızı ziyaret etmiş DEĞERLİ BİLGE Prof. OSHO / Bir deyişle lakabı ZORBA BUDA - Ondan Öğrenecek Çok Şey var - Siteden Yararlanacaksınız
* **Anthony ROBBINS - Muhteşem Başarılı bir MOTİVATÖR/YAŞAM KOÇU - Sıfırlardan ZİRVEYE Ulaşmış bir İLETİŞİMCİ - YAŞAM USTASI - Bende çok özel bir Yeri Vardır ! - (Özellikle "İçindeki Devi Uyandır" Kitabını Mutlaka Okuamak Gerek ! Gerçek bir Baş Ucu Kitabı)
* **Büyük bir Bireysel Gelişim Ustası ve Önemli Bestseller Kitapların Yazarı, değerli bir düşünür ve konuşmacı Stephen R. COVEY (Ulviliğin, Etikliğin, Erdemin SEMBOLÜ bir BİLGE)
* **M. Scott Peck çok önemli Bireysel Gelişim/Spiritualizm Alanında Bestseller Kitaplarının Yazarı (Özellikle "Az Seçilen Yol"u Mutlaka Okumak Gerek !)
* **Dr. Wayne W. Dyer - Türkiye'de herkes onun şu 2 kitabını mutlaka okumalı bence: "Hatalı Alanlarınız", "İpler Kimin Elinde(Kurban Olmamak/Kendin Olmak)" - Çünkü bu 2 kitaptaki yaklaşımlara genelde Türk insanımızın çok İhtiyacı Var
* **Robin SHARMA - İlk 'Ferrarisini Satan Bilge' Kitabıyla adını duyurmuş, genç yaşta BİLGELİK noktasına varmış bir YAŞAM KOÇU (Ultra yüksek standartlarda bir yaşamı olan, ÇOK BAŞARILI bir Avukatıyken, trafik kazasında 2 yaşındaki kızı, meleği kollarında öldükten sonra; DERİN ACISI onu önce şiddetli kaosa-dağıtmaya sonra da tüm malvarlığını satıp - paradan vazgeçip Himalaya Dağlarındaki 'Sivana Bilgelerine' sürüklemiş.)
* **NLP GRUP - NLP Practitioner Eğitimimi Aldığım ve Eğitiminden Çok Çok Memnun Kaldığım bir Eğitim Kurumu - Siteyi Gezerseniz Çok Beğeneceğiniz Çok Efektif/Etkin/Yüksek Kazanımlı Eğitimlerle Tanışacaksınız !
* **Profesyönel, ICF Akrediteli Yaşam/İŞ/Kurumsal/Bireysel KOÇ "DOST Can Deniz" - MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık (Hem koçluk desteği, hem de Eğitimler Alabilirsiniz) - İstanbul
* **Profesyönel, ICF Akrediteli Yaşam/İŞ/Kurumsal/İlişkiler/Ebeveyn/Spritüel/Satış/Kariyer/Bireysel KOÇ "Fatoş AYVAZ" - FA COACH ACADEMY - Profesyönel Koçluk Eğitimleri ve Koçluk Desteği alabilirsiniz - ABD'nin ençok kazanan KOÇU Terri Levine'nin Koçluk Ekolünün tüm KOÇLUK Eğitimleri verilmektedir
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Değerli 'Dr. Hüseyin NAZLIKUL' ( TR'nin DÜNYA Standardında Tamamlayıcı Tıp DUAYENİ - Nöral Terapi ve Regülasyon Derneği Kurucusu - Etik/Gerçek bir TIP Adamı) - Nişantaşı / İstanbul
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Sevgili Asuman KAPLAN ALGIN (Türkiye'nin sayılı en başarılı ve en POZİTİF tamamlayıcı tıp doktorlarından - Antalya)
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Azem ÇOBANER - SİNYAL OZON Tıp Merkezi (Antalya) - OZON'un Muhteşem Sağlık ve Tedavi Gücüyle Tanışın.
* **Dünyada "The Secret" / SIR Adıyla Çekim Yasasını Anlatan ve Evren'in/Hayatın Sırlarını Anlatan Kitabın, Çok Yararlanacağınız Web Sitesi
* **What The Bleep Do We Know? / Ne Biliyoruz ki? Hepimizin İzlemesi Gereken Bir Film. Quantum Fiziğini ve Gerçekliği Algılamak İsteyen - MetaFiziğe Duyarlı Herkesin Ziyaret Edebileceği Zengin Bir Site!

Kategoriler


"SEVGİ" Üzerine Küçük Bir Öykü. Dr. Ender Saraç'ın "AYURVEDA






SEVGİ ÜZERİNE KÜÇÜK BİR ÖYKÜ



Aslında bir zamanlar hiçbir şey yoktu, sadece ve tek Yaratan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak bilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemeyeceğimiz bir zamanda, aslında zamanın da olmadığı bir boyutta, bizi yaratan, yalnızlığını kırmak istedi.



Belki de, nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta, beş duyu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmosu, evreni yarattı. Bütün bu yaratılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü sevgiydi. Bütün evren bilgi ve sevgi üzerine kurulmuştu. Kimbilir Yaratan belki de sevme ve sevilme ihtiyacı hissetti, belki de hiçbir şeyin ihtiyacı içinde değildi ; sadece sevginin yaşanmasını ve tecrübe edilmesini istedi. Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı yaratıldı. Hepsi de sevginin başka bir ifadesi idi. Bu güneş sistemi içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğlu ise her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu tecrübe edebileceği özel bir fizyoloji ile yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasındaydı. Bu da, içinde yatan sevgiydi. Ama gerçek ve derin düzeyden bir sevgi, bütün evreni sevme gücüydü.



Dünya gezegeninde, önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından yavaşça kopmaya, sadece kendi cinsine ve türüne değil, aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı. Özünden o kadar uzaklaştı ki, huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içerisinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yöneldi ; savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü. Teknolojiyi yaratırken, manevi değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu.



Sevgi kendisini çeşitli zamanlarda, değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacını hissetti ; insanlara Yaratanın bir parçası olduklarını hatırlattı. Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler yaşadı. Derken bir gün insanoğlu, hemcinslerine ve diğer canlılara sevgi enerjisiyle yaklaşırsa, unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini anlamaya başladı. Ait olduğu bütünün başka bir parçasını üzdüğünü ve aslında bunun, kendisinin de üzüleceği anlamına geldiğini fark etti.



Sevgi o kadar önemli ve muhteşem bir güçtü ki ; insanoğlu kendini, tüm canlıları ve Yaratanı tekrar sevmeyi denedi. Ve ondan istendiği şekilde, gerçek ve derin bir düzeyden severek, Yaratan ile temas kurmaya ve tekrar muhteşem bir kaynaktan beslenmeye başladı. Sonra, dünya üzerinde savaşlar, ölümler, açlık tekrar azaldı. Sevginin gücüyle insanoğlu öyle bir noktaya geldi ki, makrokozmosun bir parçası olduğunu fark etti ve doğa da insanoğlunu tekrar ödüllendirmeye, ona mutluluk, huzur ve barış vermeye başladı. Her kalpten çıkan küçük sevgi damlacıkları birleşti, ırmak oldu, göl oldu, deniz oldu. Denizler de sonsuz sevgi ve mutluluk okyanusuna dönüştü. Artık damlalar yok ; sonsuz mutluluk ve sevgi okyanusu vardı.



Her şey başladığı noktaya geri dönmüştü....




Dr. ENDER SARAÇ - Ayurveda adlı kitabından






Tarih: 15:27, 17/6/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Anlamlı ve ÖZEL bir HİKAYE: 'HAYATA BAKIŞ AÇISI'.... İns



Hayata Bakış Açısı



     İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan
birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu,
ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek
pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini,
işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı
birbirlerine.

     Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin
verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak
geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı,
dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

     Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve
kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot'larını suda yüzdürüyorlardı. Genç
aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola
dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silüeti
görünebiliyordu.

     Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken,
odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı
hayalinde canlandırırdı.

     Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir
şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile
hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.

     Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren
gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle
karşılaştı: uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane
görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.

     Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire
memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat öldüğündan emin
olduktan sonra onu yalnız bıraktı. Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir
dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu
adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.
Pencere, boş bir duvara bakıyordu.

     Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen
harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı
görmediğiydi. "Sanırım seni cesaretlendirmek istedi" dedi.

Epilog: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, kendi
durumunuz ne olursa olsun. Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir,
paylaşılan multuluklar ise iki katı artar. Kendinizi zengin hissetmek
istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi sayın.
Bu gün bize bir hediyedir.....





Tarih: 21:19, 13/6/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR OSMANLI HİKAYESİ ... Osmanlıların Yönetim Tarzları beni hep



                                                    İHANET

 

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar Çarşısı'nı geziyormuş.

 

Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

 

Bir ara gözü kekliklere ilişir padişah'ın.

 

Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor.

 

Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın.

 

Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

 

"Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"

 

Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" diyor."Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekliyor.

 

"Satın alıyorum" diyor Padişah, "Al sana 500 altın..."

 

Parayı veriyor; hemen oracıkta kekliğin kafasını kesiyor.

 

Adam şaşırıp, "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

 

Padişah gürlüyor:

 

"Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç budur."

 
M.Mutlu Saraçoğlu


Tarih: 00:47, 30/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Anlamlı bi HİKAYE: İnsanın DOĞA gibi, binbir çeşit hali-modu var




Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.
İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda.



Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne görüklerini sormuş.



İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.
İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.
Üçüncü oğlan başka fikirdeydi .Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.
Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.


Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi.
Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacakları nı anlatmaya çalıştı.Ya da neye sahip olup olmadıklarını .....
Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz .
Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de...


Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın......



Tarih: 21:27, 27/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

"Fırtına" - Güzel Bir Öykü ve Bir Ders ...



Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
> satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
> Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
> çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
> çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
> olur diyorlardı.
>
> Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
> haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
> çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
> Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
> Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
> de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
>
> Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
> çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
> Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
> yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
> yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
> ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
> kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
>
> Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
> birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
> koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
> desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
> kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
> yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
> kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

>
>
Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (Tanrı'ya yakınlık), maddeten (tedbir)
> hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.




Tarih: 22:47, 15/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Anlamlı bir ÖYKÜ ... En zayıf yönümüz, üzerinde çok çalışırsak



Japonya'da bir çocuk 10 yaslarindayken

bir trafik kazasi geçirmis ve sol kolunu kaybetmis.

Oysa çocugun büyük bir ideali varmis.

Büyüyünce iyi bir judo ustasi olmak istiyormus.
Sol kolunu kaybetmekle birlikte,

bu hayali de yikilan çocugunun

büyük bir depresyona girdigini gören babasi,

Japonya'nin ünlü bir Judo ustasina gidip yapilacak
bir seyin olup olmadigini sormus..


Hoca: Getir çocugu ..bir bakalim, demis.
Ertesi gün baba-ogul varmislar hocanin yanina..

Hoca çocugu süzmüs ve:
Tamam demis..yarin esyalarini getir,

çalismalara basliyoruz.

Ertesi gün çocuk geldiginde hocasi ona

bir hareket göstermis ve
'bu hareketi çalis 'demis.


Çocuk bir hafta ayni hareketi çalismis..

Sonra hocasinin yanina gitmis.

Bu hareketi ögrendim

baska hareket göstermeyecek misiniz?'
diye sormus.


Hocanin cevabi: -Çalismaya devam et olmus...
2 ay,3 ay,6 ay derken


çocuk okuldaki bir yilini doldurmus..


Çocuk bu bir yil boyunca hep

o ayni hareketi tekrarlamis.


Hocanin yanina tekrar gitmis:
Hocam bir yildir ayni hareketi yapiyorum

bana baska hareket göstermeyecek misiniz?
 - Sen ayni hareketi çalis oglum .

 

Zamani gelince yeni harekete geçeriz..
2 yil ,3 yil, 5 yil derken çocuk

judodaki 10. yilini doldurmus.
Bir gün hocasi yanina gelip. ...

 

'Hazir ol ! '  demis..
'Seni büyük turnuvaya yazdirdim.

Yarın maça çikacaksin!'. .
Delikanli şok olmuş..

Hem sol kolu yok hem de

judo da bildigi tek hareket var.


Ünlü judocularin katildigi

turnuvada hiçbir sansinin olmayacagini düsünmüs;

ama hocasina saygisindan ses çikarmamis.
Turnuvanin ilk günü delikanli ilk müsabakasina çikmis.

 

Rakibine bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis.

Derken.. ikinci ,üçüncü maç....

çeyrek, yari final ve final...
Finalde delikanlinin karsisina

ülkenin son on yilin

yenilmeyen sampiyonu çikmis. ....


Tam bir üstat delikanli dayanamayip

hocasini yanina kosmus..

'Hocam hasbel kader buraya kadar geldik

ama rakibime bir bakin hele..
Bende ise bir kol eksik ve

bildigim tek bir hareket var..

                  bu kadar bana yeter..

bari çikip ta rezil olmayayim

izin verin turnuvadan çekileyim..'


-Olmaz demis hocasi.

Kendine güven,çik dövüs.

Yenilirsen de namusunla yenil.
Çaresiz çikmis müsabakaya.

 

Maç baslamis. Delikanli yine bildigi o tek
> >hareketi yapmis ve tak.!

Yenmis rakibini sampiyon olmus.

Kupayi  aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus:
-Hocam nasil oldu bu is..?

 

Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var.
Nasil oldu da ben kazandim.?

-Bak oglum 10 yildir o hareketi çalisiyordun.

O kadar çok çalistin ki,


artık yeryüzünde o hareketi senden

daha iyi yapan hiç kimse yok.
Bu bir, ikincisi de o hareketin

tek bir karsi hareketi vardir.

 

Onun için de rakibinin

senin sol kolundan tutmasi gerekir.!

Bunu anlatan dostumuz bir de sunu ekledi:

'Insanlarin eksiklikleri bazen ,

ayni zamanda en güçlü taraflari olabilir:
Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasın..!! '


Tarih: 15:19, 13/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ANLAMLI - CİCİ bi HİKAYECİK! ANA RAHMİNDEKİ İKİZLERİN SOHBETLERİ



ÖLÜNCE ÖLMÜŞ MÜ OLACAĞIZ?

 
Karanlıktaymışlar.
İki embriyo, bir ana  rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...'
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
'Bu raya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...
'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'
Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin ki...':
Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.'
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
'- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış ikizlerden  biri efkarla...
'- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha hayata...'
'- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra  hayat  vardır.'
Sormuş karamsar olan:
'- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?'
Şiirle cevaplamış iyim ser olan:
'Birçok giden/ memnun ki yerin den/ çok seneler geçti/ dönen yok  seferinden...'
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.


Hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu
ve doğunca öleceklerini sanıyorlar...


Biz de
yanılıyoruz onlar gibi..
Ölünce ölmüş değil,
doğmuş olacağız..
Nerden bilebiliriz ki!


Tarih: 11:27, 9/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Katkı verici ve bilgece bir Hikaye: "Kahvenin tadı"... / HAYAT K


Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner 
 
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
 

Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler:

 'Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.
 

Şunu bir düşünün: Hayat kahvedir. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın!

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
      

 

Basit yaşayın.
Cömertçe sevin.
Birbirinize derinden itina gösterin.
Nazik olun,
gerisini hayata bırakın
..


Tarih: 21:22, 1/5/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Dürüst Adamın Hikayesi...


    Dürüst adamın ülkesi



Ülkelerden bir ülkede, gece olunca insanlar maymuncukları nı ve fenerlerini yanlarına alır ve komşularının evini soymaya giderlermiş. Gün doğarken geri döndüklerinde yüklerini tutarlar, ama her seferinde kendi evlerini de soyulmuş bulurlarmış. Ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolaşım son kişi ilk kişiden çalana kadar sürermiş.

Bir gün (nasıl olmuşsa), dürüst bir adam ortaya çıkmış. Gece olduğunda, çanta ve fenerle dışarı çıkmaktansa evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar geldiğinde evde ışık yandığını görünce, soymak için içeri girmezlermiş. Bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açıklığa kavuşmasını istemiş:

Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını bir şey yapmaktan alıkoymaya hakkın yok! demişler.

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çıkar, fakat hiçbir şey çalmaz, döndüğü zaman evini hep soyulmuş bulurmuş. Adamın bir haftadan az sürede, yiyecek tek bir şeyi kalmamış ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmış.

Daha iyi soygun yaparak zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zengin fakir ayrımı giderek çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için polis teşkilatı ve hapishaneler kurmuşlar ve kendi mallarının çalınmasını yasadışı ilan etmişler. Ancak yoksulların mallarını çalmak serbestmiş.

Bir süre geçtikten sonra artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da ülkeyi terk etmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise soyacak kimse kalmadığı için servetlerini yitirmeğe başlamışlar.

Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Ancak dürüst adamın evine gittiklerinde sadece yerde yazılı bir kağıt varmış. Kağıtta şunlar yazıyormuş:

Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, herşey için çok geç olmuş demektir...



"BİR MİLLET UYUYORSA UYANDIRMAK   KOLAYDIR.

UYUMUYOR DA UYUYOR GİBİ DAVRANIYORSA NE YAPSANIZ NAFİLE. UYANDIRAMAZSINIZ! "

Indra Ghandi 





Tarih: 19:07, 27/4/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

HİÇBİR KONUDA, UMUDUNUZUN SÖNMEMESİ DİLEĞİMLE...



DÖRT MUM

Dört mum yavaşça yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.

İlki söyledi:
“Ben barışım!
Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim…”
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.

İkincisi söyledi:
“ Ben inancım!
Neredeyse herkes benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor
o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok…”
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü.

Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu:
“ Ben sevgiyim!
Yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular… "
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.

Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür:
“Neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir “
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar.

Ardından dördüncü mum soyle söyler:
“Korkma... ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz..
Ben Umudum!..”

Alıntı


Tarih: 01:07, 12/3/2009 Kategori: Yurek Isitan Hikayeler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->