
Vejetaryen Olman için 20 İyi Neden
- Vejetaryenler daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdürler.
- Vejetaryenler daha duyarlı ve yaratıcıdır. Duygusal zekaları daha gelişmiştir.
- Vejetaryenlerin zihinleri daha iyi çalışır.
- Vejetaryenler daha şuurlu ve ruhsal gelişmeye açıktır.
- Vejetaryenler daha az kilolu, çekici ve cinsel açıdan faaldir.
- Biyolojik açıdan insan bedeni etoburluğa uygun değildir.
- Et zor hazmedilir, ağrılık yapar, sindirim sistemi yavaşlatır, bağırsaklarda çürür ve kabız yapar.
- Etteki toksinler insanı zehirler.
- Etteki hormonlar insan bedenine işler.
- Et mikrop, virüs ve kir yuvasıdır. Meyve ve sebzeler temizdir, çiğ de yenilebilir.
- Et kanserojendir. Meyve, sebze ve otlar şifalıdır.
- Et çabuk bozulur, pis kokar ve görüntüsü kötüdür. Meyve ve sebzelergüzel kokar ve görüntüleri hoştur.
- Ette önemli bir gıda yoktur, sebze ve meyveler ise en önemli vitamin ve mineralleri barındırlar, yeterli miktarda protein de içerir. Fazla protein zararlıdır ve yağa dönüşür. Vejetaryenler dahi bir çok kez aşırı protein alabiliyorlar.
- Et tatlandırmak için bekletilir, pişirilir ve sos ve baharat eklenir. Meyve, sebze ve otların bin bir tadı ve lezzeti vardır.
- Et yeme hayvanların vahşi bir şekilde katledilmesi gerektirir. Meyve ve sebzeler doğa tarafından yenilmek için sunulmuştur. Bir meyve kopardığın zaman ağacı veya bitkisi ölmez. Yenilmek için yaratılmıştır.
- Et pahalı bir gıdadır.
- Hayvancılık geniş meraların hayvanlara tahsis edilmesini gerektirir. Bu alanlar tarıma tahsis edilse daha çok insanı doyurabilecek besin üretilir.
- Hayvancılık çevre kirliliğe yol açar.
- Tarih boyunca en ünlü düşünürler, filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar vejetaryendi.
- Dünya nüfusunun önemli bir bölümü vejetaryendir.
GİRİŞ:
Bizim atalarımızdan gelen bir et yeme kültürümüz var. Etsiz duramıyoruz. Balık filan da değil, illa ki koca koca hayvanları yatırıp, keseceğiz, kanını mutlaka iyice akıtacağız, hatta gerekirse alnımıza da süreceğiz ki başımıza bir bela filan gelmesin! Tabi bu kültürde yetişen bireylere istediğin kadar vejetaryenliğin nimetlerinden söz et, nafile...
Bu yazıları hazırlamaya kalktığımda en yakınlarımdakilerle şiddetli tartışmalara maruz kaldım: Herkesin ödü koptu; ya şimdi benim bunca keyif alarak yediğim yemeklerin zararlarından bahsedip de keyfimi kaçırırsa diye, bilimsel makalelerden bile bahsetmeme kimse tahammül edemedi. Tıpkı sigara tiryakilerinin sigaranın zararları başlıklı uzunca bir söyleve tahammül edememeleri gibi... Ne var ki ben gerçekleri merak ediyordum, ve kimsenin sözlerine, ve hatta alaylarına kulak asmayıp, gerçeğin peşinde koşmalıydım!
Acaba gerçekten hiç et yemeden sağlıklı, hatta 'daha' sağlıklı yaşanabilir miydi?
Yoksa biz hayvan severler, bunca hayvan sevgimize ve onların katledilmesine kıyamamamıza rağmen, çaresiz onları mezbahalarda, o vahşet ortamlarında doğratmaya ve bağırsaklarına, işkembelerine varıncaya dek midemize indirmeye mecbur muyduk?

SİZ HİÇ ÇAM AĞAÇLARININ PİRZOLA VERDİĞİNE ŞAHİT OLDUNUZ MU?
Taş çatlasa dört yaşlarında olmalıydım... Zemin kattaki evimizin bahçesinde dolaşırken, koca koca amcaların beyaz bir kıpırtının üzerine yüklendiklerini fark ettim. Bacaklarının arasından pek de bir şey seçilemiyordu, ama bir hadise olduğu apaçık ortadaydı...
Merakla yanlarına yaklaştığımda; gördüğüm manzara tüylerimi diken diken etmeye yetti! Yerde, kendinden o çok daha güçlü yaratıklara teslim olmuş çaresiz bir hayvancık, kan-revan içinde can çekişiyordu!!.. Dehşet içinde: "Neden yapıyorsunuz bunu, neden?!" diye haykırdığımda; "Senin yediğin et var ya, işte bu o!" dediler... Çılgına döndüm!..
O günden sonra, mümkün mü kimse bana bir gram et yedirebilsin?! Zayıf da bir çocuktum; artık zavallı annemin bana et yedirebilmek için inanılmaz çarelere başvurması kaçınılmazdı...
İşte çam ağaçlarından sarkan pirzolaların hikayesi böyle oluştu!..
KUŞLARI; KEDİLERİ ÇOK SEVERDİM
Hassas bir çocuktum. Kuşları, kedileri ve diğer tüm hayvanları çok severdim... Annemin pirzola operasyonu işe yaramıştı, artık et yiyebiliyordum, ama balık gibi, tavuk gibi, aslında kısa bir zaman öncesine kadar yaşayan bir hayvan olduğunu bana belli edenleri değil de; köfte, sosis, sucuk gibi pek de hayvana benzemeyenleri yiyebiliyordum.
Bu tatlar hoşuma da gidiyordu gitmesine de, büyüdükçe, bilinçlendikçe, kendi kendime sormaya başladım: "Ben kedileri, köpekleri seviyorum, onları boğazlayıp yemek aklımdan bile geçmiyor. Peki, kuzucukları, buzağıları da aynı derecede sevmiyor muyum ki, onların benim için doğranmalarına, acı çekmelerine gönlüm razı oluyor?"
Beraberce bir şeyi kabul edelim: Hiç birimiz evimizin bir ferdi haline dönüşmüş, canımız gibi sevdiğimiz kedimizin, köpeğimizin yahnisini yapıp mideye indirme fikrine katlanamayız bile; ama sıra diğer hayvancıklara gelince, nedense hiç birimizde insaf kalmıyor. Onların tek suçu bizim onları tanımamamız mı? Yoksa bu acımasız işlemin gözümüzden uzakta halledilmesi mi, biz hayvan severlerin bu denli gönül rahatlığıyla onları mideye indirmemize olanak tanıyan?
Ne büyük çelişkidir ki, bir çok insan kurban etini yemeyi reddediyor. Az önce ağacın kenarında bağlı, yaklaşan felaketten habersiz, ama içgüdüsel olarak tedirgin, bütün gece beklemiş bu zavallı hayvanı yemeyi midemiz kaldırmıyor! Peki buzdolabımızdaki kasaptan alınmış olanın ne farkı var?!
İşte bu iflah olmaz düşünceler bir kez gelip de beni rahatsız etmeye başladığında, artık eskisi gibi zevk alarak et yiyememeye başladığımı fark ettim.
Kimilerine fazlaca duygusal gelebilir bu düşünceler, bunu da kabul ediyorum. Bunca acının, vahşetin cirit attığı dünyamızda hayvanları doğrayıp mideye indirmek de acımasız yaşam kurallarının bir parçasıdır ne de olsa. Ama ben kendimi onları yemeyince daha huzurlu hissettiğimi keşfettim. Ben yırtıcı bir hayvan değildim, hayatımı idame ettirmemin tek yolu da başka bir hayvanı parçalamaktan geçmiyordu. Öyleyse ben niye bu 'vahşet'in bir parçası olmalıydım ki? Çekilen acılar, kaybedilmiş yaşamlar vardı, ve bunlar ne yazık ki, hayvanlara ait olduğundan bazıları için önemli değillerdi, ama benim için önemliydi ve ben bu acıların sorumluluğunu taşımak niyetinde değildim!!
Acaba hiç et tüketmeyince vücudum güçsüz kalır mıydı? Yumurta ve süt ürünleri, gerekli protein ya da mineralleri sağlamakta yeterli olacak mıydı?
Geniş çaplı bir araştırmanın sonunda, bu yeni beslenme biçimine karşılık bana doğanın harikulade bir hediyesi olduğunu büyük bir mutlulukla keşfettim: Bilinçli ve dengeli vejetaryen beslenme, bana et yiyenlere oranla çok daha sağlıklı, dingin ve uzun bir yaşam sunuyordu!
İnsanlar alışkanlıklarını kolay kolay terk edemiyor. Benim de onca kararlılığıma rağmen eti bırakmam çok da kolay olmadı. Ne de olsa senelerin alışkanlığı; soğuk bir kış günü mangalda pişmiş sucuk-ekmek, ya da kurt gibi acıkmışken önüme konan bir iskender kebap, bir anda almış olduğum vicdani prensip kararlarımı unutturabiliyordu başlangıçta.
Katı davranıp kendimi zorlamadım, çok canım çektiğinde itiraz etmedim, yedim. Fakat ilginçtir, uzunca verilen aralardan sonra et yemeye kalkıştığım her defasında, bu beslenme tarzından ne kadar uzaklaşmış olduğumu, ve eskisi kadar zevk alamadığımı hayretle gözlemledim!
Her defasında daha da ağır geliyordu yediklerim ve vücudum kabul etmiyordu, hazım güçlükleri yaşıyordum artık bu yemekleri yediğimde.
Et yeme alışkanlığından tamamen kurtulmuştum, sistemim de psikolojik kaygılarım doğrultusunda hareket ediyordu: Artık öldürülmüş hayvan eti içeren gıdalar beni hiç bir şekilde baştan çıkaramıyordu!..
BİR VEJETARYENE SORULAR VE MANŞ TÜNELİNE KURBANLIK DEVE!
Vejetaryen olduğumu duyanlar, genellikle garipsiyorlar bu durumumu: Ne de olsa bu toplumun içinde pek alışılagelmiş bir beslenme ve yaşam biçimi değil bu...
Aykırı bir tavırmış gibi geliyor bir çoklarına; dolayısıyla kendisinden ve toplumun genel kabul ettiği tarz ve davranış biçimlerinden farklı olana karşı geliştirdikleri doğal bir tepkiyle yaklaşıyorlar bu "acaipliğe"...
Çevremde genellikle ilk karşılaştığım tepkiler de, bazı soru şekillerinde sıralanıyor ardarda:
SORU: Doğanın kanunu bu,bütün hayvanlar birbirini yiyor, siz bu kurala karşı mı geliyorsunuz?
CEVAP: Birincisi; biz hayvanlardan farklıyız: bizde bilinç, vicdan gibi yetiler var. Ama asıl önemlisi, biz hayatta kalabilmek için onları yemek zorunda değiliz! Oysa vahşi hayvanların hayatta kalabilmelerinin tek yolu, bir diğerini avlayıp yemek; onların kanunu bu. Adı üstünde etobur onlar, başka türlü beslenmeleri biyolojik olarak mümkün değil. Oysa insanoğlu, en yakın akrabası olan şempanze ve gorillerin sindirim sistemine çok yakın organlara sahip. Bizim hayatta kalabilmek için et yememiz gerekmediği gibi, ete düşkünlüğümüzün başımıza bir çok hastalığı da bela ettiği artık bilimsel olarak ispatlandı.
SORU: Neee, siz vejetaryen misiniz?! O zaman yiyecek ne buluyorsunuz Allah aşkına?!
CEVAP: Belki de sizin yediklerinden çok daha fazla çeşidi, sağlıklı, lezzetli ve ekonomik olarak... Alalım basit bir makarna örneğini: Bizim mutfak kültürümüzde genelde kıymalı, domatesli veya peynirliden öteye pek gidilmez. Oysa 20 çeşit makarna biçimine eklenebilecek yüzlerce çeşit sos var, her biri başlı başına bir ziyafete dönüştürülebilecek lezzette... Sebze çeşitlerini sıralamaya kalksak, sayfalar yetmez... Sonra kuru baklagil ve pilav çeşitleri; enfes çorbalar, omletler, ya da Anadolu'nun geleneksel bulgurla yapılan muhteşem yemekleri... (Ben iyisi mi, sadece bazı örneklerin yer aldığı, YEMEK TARİFLERİ bölümüne göz atın derim; benim kesinlikle aç kalmadığıma kanaat getirebilirsiniz!)
SORU: Vejetaryenler soluk benizli, zayıf, hastalıklı tipler değiller mi?
CEVAP: Eğer dengeli beslenmezlerse elbette! Oysa bir çok araştırmalar kesin olarak ispat etmiştir ki, bilinçli bir vejetaryen beslenme, insanın etle beslenenlere oranla çok daha dayanıklı,kuvvetli ve hareketli olmasını sağlıyor. Dünya şampiyonu atlet Carl Lewis, olimpiyat öncesi dönemlerde sıkı bir vejetaryen diyete giriyor, neden dersiniz? Hem sonra dünyanın en sağlıklı ve uzun yaşayan topluluklarının tamamı vejetaryen! Bütün bunlar bu soruya yeterli cevabı veriyor umarım.
SORU: Siz de bitkileri yiyorsunuz. Onların acı çekmediği ne malum?
CEVAP: Bilim bize göstermiştir ki, acı çekmek için merkezi bir sinir sistemine ihtiyaç vardır. Bitkilerde sinir sistemi yoktur. Dahası korku, stres, panik gibi duyguları yaşamak için de bazı duyulara sahip olmak gerekir. Bir ağaçtan meyve toplamakla veya buğday başaklarının biçilmesiyle, kurbanlık hayvanların başına gelenleri aynı kefede inceleyemeyeceğimiz açıktır. Ayrıca, acı çektikleri ispatlansaydı bile, bitkileri yemeye devam edecektik, buna mecbur olduğumuz için. Oysa hayvanların acı çektiği kesindir ve onları yemeye mecbur değiliz.
ŞİMDİ DE SORU SORMA SIRASI BANA GELİYOR. TÜM ET YİYENLERE SORUYORUM BU SORUYU:
"Çocukluğunuzdan beri et yemeye alıştırıldınız, tadını da çok seviyorsunuz, kabul; hiç düşündünüz mü, yediğiniz eti elde edebilmek için kendinizin bizzat gidip o hayvanı boğazlamanız gerekseydi ne yapardınız? Elinize bıçakları, satırları alıp, onu kendi ellerinizle kesebilecek miydiniz?
Diyelim ki sofranızda bir çok çeşit yiyecek mevcut; bir de etimiz olsun diye keser miydiniz bahçede otlayan kuzuyu? Peki sizin için bu işi yapmaya gönüllü bir dostunuz bıçağını alıp, şu işi ben yapıvereyim de şöyle birlikte bir ziyafet çekelim dese; gözünüzün önünde; ona müsaade eder miydiniz?"
Bu soruya evet diyecekler mutlaka çıkacaktır, ama ben inanıyorum ki, bir çok kişi kendi yapmak zorunda kalsaydı bu görevi, çoktan vejetaryenliği seçmişti bile!
Ne var ki, toplumumuz, dolaylı olarak yapıyor bu işi: bize bu hizmeti vermesi için kasaplara yüklüyor bu görevi. Et tüketerek, aslında biz bu insanlara para veriyor, o hayvanları kendimiz için kestirtiyoruz. Tek fark, gözümüzün önünde olmaması bu işlemlerin...
İşte ben, gözümden uzakta da olsa, bir hayvanın benim için katledilmesine razı olmadığım için; hele ki bu vahşi işlemin benim zorunlu ihtiyacımdan dolayı değil de, bir alışkanlığımdan dolayı, ya da bir damak zevkim uğruna gerçekleştirilmesine razı olamayacağım için seçtim vejetaryenliği...
Aslında biliyorum ki, özellikle açılış ve Kurban bayramlarındaki kan-revan görüntüleriyle karşılaşmak aslında bir çoğumuzun yüreğini dağlıyor, isyan duyguları sarıyor içimizi...
Epey oldu; televizyonda bir belgesel izliyordum; Manş Denizini geçen tünelin açılış merasimi; İngiltere Kraliçesi ve Fransız cumhurbaşkanı Mitterand şampanyalarla, havaya atılan çiçeklerle coşkulu bir kutlamayla başlatıyorlar töreni.
Ahh, dedim kendi kendime; ne büyük bir eksiklik: Şöyle koca bir danayı şurada yatırıvermek vardı, ya da en iyisi bir deveyi; beyaz önlüklü, satırlı bir görevli şöyle boynunun 7 yerine attığı bıçak darbeleriyle ortalığı kana bulayıverse; sonra o kanları Kraliçeyle, Mitterand'ın alnına sürüverse!..
İşte o zaman tören bir şeye benzerdi! Hiç öyle çiçekle-miçekle açılış mı olurmuş?! Ondan sonra bekle bakalım Manş'ta başlarına gelecek kazaları... Oysa bizlerden bir öğrenseler, kan akıtmanın faydalarını, nasıl da kurtulacaklar belalardan. Hiç bizim başımıza kaza-bela geliyor mu?!

VEJETARYEN BESLENME:
Bundan 20 sene kadar önce, bazı hippilerin veya egzantrik olmaya çalışan kişilerin diyet tarzı olarak nitelenen vejetaryen beslenme, çağımızda süratle itibar kazanmakta ve her geçen gün yandaşları artmakta... 1997 yılı itibariyle ABD’de 14 milyon vejetaryen olduğu tespit edilmiştir ve bu sayı çığ gibi büyümektedir. İngiltere’de deli dana hastalığının ortaya çıkmasıyla haftada yaklaşık 28,000 kişinin vejetaryenler kervanına katıldığı tahmin ediliyor (DR.Hans Diehl, EVU news, sayı 3). Anlaşılıyor ki, geçici bir moda olmaktan öte, pek çok nedenden dolayı yeni yüzyılımızın beslenme biçimi olmaya adaydır vejetaryenlik.
Her geçen yıl daha sık duymaya başladığımız bu beslenme biçimini daha yakından inceleyelim:
1-Tanım
2-Tipleri
3-Tarihçesi
4-Nedenleri
a)Etik
b)Sağlık
c)Ekolojik
d)Ekonomik
5-Etoburlarla biyolojik farklılıklarımız
6-Uzman görüşleri
7-Dengeli beslenme rehberi
8-Ünlüler ve vecizeler
1-TANIM: Vejetaryen kelimesinin kökeni latince “vegetus”tan gelir. Zannedildiği gibi “vegetable”: sebze kelimesinden türememiştir. Vegetus; canlı, sağlıklı, hayat dolu anlamındadır. 1842’de oluşturulan tanımda; et, balık ve kümes hayvanlarının tüketilmediği, süt ürünleri ve yumurtanın ise tercihe bağlı olarak tüketildiği beslenme tarzına vejetaryen beslenme denilmiştir. (Encyclopedia Brittannica)
BAŞA DÖN2-TİPLERİ:
Vejetaryenler genel olarak üçe ayrılırlar:
1-Lakto-Ovo vejetaryenler: Hiç bir hayvan etini yemezler, ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketirler. Kuzey Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, vejetaryenlerin %90-95’i bu gruba girmektedir. (Lakto:süt, ovo:yumurta anlamındadır.)
2-Lakto vejetaryenler: Hayvan etini yemedikleri gibi, potansiyel bir hayata son veriyor olma kaygısıyla yumurta tüketmekten de kaçınırlar. Süt ve süt ürünlerine yasak yoktur.
3-Veganlar: Katı vejetaryen olarak da nitelenen bu grup, hayvanlardan elde edilen tüm gıda ve ürünleri kullanmayı reddederler. Buna süt, yumurta, bal ve jelatin gibi gıdalar dahildir. Veganlar genellikle deri, yün, ipek…gibi hayvansal ürünleri de kullanmazlar. Bu kişiler, insanların kendi zevk veya ihtiyaçları için hayvanların kullanılması fikrine karşıdırlar.
Bu üç ana grubun dışında, ovo-vejetaryen (süt tüketmeyip, yumurta yiyen), pesketaryen (hayvan eti olarak sadece balık tüketen) veya semi-vejetaryen(kırmızı et değil de beyazı tüketen).. gibi değişik gruplardan kişiler de bulunabilmektedir.
BAŞA DÖN
3-TARİHÇESİ:
Bir çoğumuza sürpriz gibi gelebilir ama, atalarımız milyonlarca yıl boyunca yarı-vejetaryen bir diyetle beslenmişlerdir. Bazı antropologlar atalarımızın yaman birer avcı olduğunu düşünseler de; son yapılan çalışmalarda bu görüş değişmiş, avcı-toplayıcı oldukları görüşü ağırlık kazanmıştır. Nitekim günümüzde hala benzer ilkel şartlarda yaşayan Avustralya aborijinleri veya Afrika'daki Kung toplulukları, yemiş, tohum, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmekte, diyetlerinin sadece dörtte birlik kısımları hayvani gıdalardan oluşmaktadır.
Vejetaryenlik, Batıdaki pek çok güzel fikrin esin kaynağı olan eski Yunan'dan gelişmiştir. Pisagor tanınan en meşhur vejetaryen idi. Onun dışında Diyojen, Plato ve Epikür gibi filozoflar da vejetaryen beslenme tarzını benimsemişlerdi. Daha sonra Romalılar, her ne kadar düşmanlarını aslanlara yem yapmakla ünlüyseler de, Yunanlardan aldıkları "vejetaryen beslenme" tarzını benimsediler. O devirlerde ağırlıklı olarak etle beslenen Germen ırkı, Yunan ve Roma kültürlerince "barbar" olarak değerlendirilirdi.
Roma'nın düşüşü ve Hıristiyanlığın yayılışı, vejetaryenlik açısından karanlık bir dönemin başlangıcıydı. Hıristiyanların büyük bir kesimi için, hayvanların kullanılması, öldürülüp yenmesi tamamen mubah sayıldı; çünkü onların inancına göre Tanrı hayvanları, sırf insana hizmet etsinler diye yaratmıştı. Sadece bazı keşişler, insandaki hayvani tutkuları bastırmak amacıyla et yemekten kaçınılması gerektiğini düşünüyorlardı; onlar et yememekle manevi açıdan gelişeceklerine inanıyorlardı. (Et yemenin saldırganlığı artırdığı konusunda, günümüzde bazı bilimsel tezler mevcuttur.)
15. yüzyılda klasik felsefe,sanat ve bilimdeki gelişmelerden sonra Avrupa, vejetaryenliği yeniden keşfetti. Leonardo Da Vinci dönemin en ileri gelen vejetaryenlerindendi.
18. ve 19. yüzyıllar vejetaryen Rönesansı kabul edilebilir. Zira Darwin'in buluşları, hayvanların insanlardan temelde tamamen farklı yaratıklar olmadıklarını, sadece daha az gelişmiş olduklarını ortaya koydu. Hayvanların uzak akrabamız oldukları fikri, o dönemin diğer insani reform hareketlerinin içinde yerini aldı: Artık vejetaryenler ve hayvan hakları savunucuları, aynı anda kölelik aleyhtarlığı ve çocuk hakları konularında da birlikte mücadele etmeye başladılar. Avrupa'da vejetaryenlik üzerine ilk kitapların ortaya çıkması da bu döneme rastlar. Leo Tolstoy ve Percy Bysshe Shelley gibi yazarlar etsiz beslenme tarzının avukatlığına soyundular.
1800 yıllarının başında bazı Hıristiyan toplulukları da vejetaryen beslenmeyi benimseyerek, ona bazı dini anlamlar yüklemeye başladılar. Örneğin İsa'nın merhamet öğretilerinin hayvanlara karşı da uygulanması gerektiğini, Tanrıya olan görevleri yerine getirebilmek için sağlıklı olunması gerektiğini ve bu şekilde daha sağlıklı yaşayacaklarını ileri sürdüler. Böylece, dindar kişilerden oluşan bir grup, 1847'de ilk Vejetaryen Derneğini kurarak; dünya kardeşliğini sağlamak; mutlu, barışçıl ve uygar yaşamak için vejetaryen beslenmenin yaygınlaşması gerektiğini öne sürdüler. (Bu dernek "Vegetarian Society of the United Kingdom" adı altında halen faaliyetlerine devam etmektedir.)
20.yüzyıla gelindiğinde vejetaryen dernek sayısı arttı. George Bernard Shaw ve Mahatma Gandi gibi kişiler öncülüğünde bu beslenme tarzı yayılmaya devam etti. 1908'de kurulan ve halen faaliyette olan "Uluslararası Vejetaryen Birliği" konferanslar tertipleyerek dünyanın tüm vejetaryenlerini bir araya getirmekte ve bilgi alışverişini sağlamaktadır.
1960-70'li yıllarda, sosyal hareket ve evrensel bilinçlenmenin artmasıyla (diyetin sağlık üzerindeki etkisinin anlaşılması, Doğu felsefelerine karşı uyanan ilgi, insanın çevreye yaptığı zararların yarattığı endişe, barış hareketleri, baskı görenlere destek hareketleri ve mükemmel topluma kavuşma arzusu ...gibi), vejetaryenlik daha da önem kazanmaya başladı.
KAYNAK:
"The Origins of Modern Vegetarianism" Amato & Partridge
Avrupa'da Yemeğin Tarihi, M. Montanari
BAŞA DÖN
4-NEDENLERİ:
Vejetaryen beslenmeyi seçenler, bu tercihlerini pek çok nedene bağlarlar:
a-ETİK: Günümüzde ne yazık ki, aşırı et tüketimini karşılayabilmek için; birer hayvan fabrikasına dönüştürülmüş çiftliklerde; kesilecekleri ana kadar hayvanlar, bir gram doğal yem, temiz hava, toprak kokusu nedir bilmeden, gün ışığını görmeden, yaşamı boyunca hiç hareket edemeden, sıkış sıkış, berbat şartlar altında yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Yaşayan her türlü canlıya karşı saygı duyanlar, merhamet duygularının sadece insana değil hayvanlara da yöneltilmesi gerektiğini düşünenler, hayvanların da en az insanlar kadar özgür ve mutlu yaşaması gerektiğine inananlar vejetaryenliği "etik" nedenlerle seçen kişilerdir.
b-SAĞLIK: Et yemenin sağlığı tehdit eden birçok tehlikesi vardır. Bunları maddeler halinde inceleyelim:
1-Kanser Riski: Hayvanların bir çoğunun eti toksik kan, artık yan ürünler ve kimyasal maddelerle doludur. (Amerikan Beslenme Enstitüsü)
Eti için beslenen hayvanlara, çabuk büyümeleri ve hastalık kapmamaları için hormonlar, aşılar, antibiyotikler verilmekte, kimyasal besin karışımları yedirilmektedir. Otlaklar ise böcek öldürücü ve DDT benzeri kimyasallarla zehirlenmiştir. Kesilen hayvanın etinde bu zehirler konsantre olarak depolanmış vaziyettedir. Örneğin et, sebzelere oranla 13 kat fazla DDT taşımaktadır. Tüm bu zararlı maddeler pişirmeyle yok olmaz ve zamanla insan bünyesine yük olmaya başlar, özellikle de karaciğer ve böbreklere. Bu toksik maddelerin hayvanda çeşitli habis tümörlere yol açtığı da bilinmekte, ne yazık ki, kesimden sonra tümörleri ayıklanan hayvanın hastalıklı eti tüketiciye sunulabilmektedir.
Ayrıca, et çürüdükçe, kırmızı rengini kaybeder; renk, kahverengimsi bir hal almaya başlar. Ne yazık ki, günümüzde kanserojen olduğu kanıtlandığı halde, rengini korumak için nitrit, nitrat ve diğer koruyucular etlere eklenebilmektedir.
Tüm bunların dışında, kesim öncesi başına gelecekleri gören hayvan, aşırı korku ve acıdan çok miktarda adrenalin hormonu salgılar ve et tüketimiyle bu salgılar insan bünyesine geçer.
Ette bulunan virüs, mikrop ve parazitlerin de insan geçebildiği bilinmektedir. Sebze ve meyvelerin aksine çok hızlı bir bozulma ve çürüme sürecine girebilen et, sindirim sistemimizden de çok yavaş geçmektedir; bu bazen 5 günü bulabilmektedir! Çürümenin bağırsaklarımızda da devam ettiğini unutmamalıyız.
Etle beslenmenin bir çok kanser türüyle yakın ilişkisi olduğu ispatlanmıştır. (Tamamen bitkisel ağırlıklı beslenen Afrika yerlilerinin kolon kanserine hiç yakalanmamaları ya da Japon kadınlarının göğüs kanseri vakalarının düşüklüğü bilim adamlarının dikkatini çekmiş; önce genetik olarak açıklanmaya çalışılan bu durumun, aslında beslenme alışkanlıklarına bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Zira bu insanlar ABD'ye göç edip, beslenme alışkanlıklarını değiştirdiklerinde hastalıklara yakalandıkları görülmüştür.)
2-Kalp Hastalığı: Et yeme ile kalp hastalıkları arasında kesin bir ilişki kurulmuştur. Ette bulunan doymuş yağ ve kolesterol insan bedeninde çözülemez ve damarların iç duvarlarında birikir. Tıkanmış, daralmış damarlardan kanın pompalanması için kalbe ağır bir yük biner. Sonuçta yüksek tansiyon, çarpıntı ve kalp krizleri meydana gelir.
3-Böbrek hastalığı, gut, arterit: Etle birlikte, insan bedenine üre ve ürik asit gibi nitrojen bileşikleri geçer. Böbrekler yıpranıp, bu ağır yükü taşıyamaz hale gelince ürik asit birikir, kaslarda kristaller oluşur; eklemlerde birikme sonucu gut hastalığı, arterit ve romatizma; sinirlerde ise siyatik ve sinir iltihabı oluşur. Özellikle hareketsiz hayat sürenlerin üre, ürik asit gibi zehirleri bedeninden atması daha zordur. Etoburların karaciğeri, insanınkine oranla 10-15 kat fazla ürik asiti bedenden atabilmektedir.
4-Konstüpasyon (Kabızlık): Et, sebzelerin aksine lif açısından çok fakirdir, bağırsaklara adeta yapışır. Et yiyen kişilerde kronik kabızlık çok yaygındır.
5-Şişmanlık: Yapılan istatistikler, et yiyen kişilerin vejetaryenlere oranla daha kilolu olduğunu göstermiştir. Bunun nedeni, hayvani proteinlerin taşıdığı yüksek orandaki doymuş yağlardır.
6-Diş çürükleri: Et yiyenlerde vejetaryenlere oranla daha çok görülmektedir.
7-Osteoporosis: Et, içerdiği yüksek proteinden dolayı, kalsiyum kaybına ve kemik incelmesine; yaşlılıkta kemik erimesine yol açar.
*SONUÇ:
Aşırı et tüketiminin zararları bilimsel olarak kanıtlanmasına karşın, et endüstrisi çıkarları gereği; etin elzem bir besin maddesi olduğu yanlış inancını körüklemektedir. Neredeyse her öğün ete dayalı bu bozuk beslenme geleneği, alışkanlık ve şartlanmadan ötürü yaygın olarak devam etmektedir.
Vejetaryen beslenme hakkındaki en yanlış görüşlerden biri de, et yemeyenlerin zayıf, soluk benizli ve güçsüz olacağına dair fikirlerdir. Oysa tam tersine, ette asıl enerji kaynağı olan karbonhidratın bulunmaması, kişiye sadece kısa süreli bir enerji sağlar ve ardından yorgunluk ve halsizlik belirir. Oysa, dengeli beslenen bir vejetaryen çok daha kuvvetli, dayanıklı ve hareketlidir. Belçikalı bilim adamı Dr. H. Schouteden, vejetaryenlerle etle beslenenler arasında, karşılaştırmalı dayanıklılık, kuvvet ve çabukluk testleri yapmıştır. Bu testler, vejetaryenlerin her üç kategoride de üstün olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca Yale Üniversitesinden Dr. Fisher ve Michigan'dan J.H. Kellog yaptıkları testlerde benzer sonuçlar elde etmişlerdir.
Zaten hayvanlar alemine baktığımızda en güçlü, dayanıklı ve uzun yaşayanların otoburlardan çıktığını görüyoruz. Değişik insan topluluklarını incelediğimizde ise; en kısa ömürlülerin sürekli etle beslenmek zorunda olan Eskimolar olduğunu görürüz. Hareketli bir yaşam sürmelerine karşın ortalama yaşam süreleri 27,5 yıldır. En uzun ve sağlıklı yaşayan insanlar ise Hindistan'ın kuzeyinde yaşayan vejetaryen Hunza'lardır. Bu topluluklarda 110 yıl ve daha uzun yaşayan sağlıklı bireylere rastlanmaktadır.
c-EKOLOJİK:
Gerçek bir çevrecinin hamburger yemeden önce iki kere düşünmesi gerekir. Sebepleri, kısaca geçiştirilemeyecek kadar uzun bir yazı konusudur. Bu yüzden sadece ana başlıklarla; bugünün aşırı et tüketiminin ekolojik olarak nelere mal olduğunu görelim. (Daha detaylı bilgi için; sitemizin "ekoloji" başlığı altında, "Göz yaşartıcı Gerçekler" yazısı okunabilir.)
Aşırı artan et tüketimini karşılamak için kurulan modern "hayvan çiftlikleri" gezegenimizde nelere mal olur:
1-Yaşamın dayandığı yağmur ormanlarının, hayvan yemi yetiştirmek ya da otlak olarak kullanılmak üzere, giderek yok edilmesine,
2-Hayvan dışkılarının nehir ve içme sularına karışmasıyla ortaya çıkan çevre kirliliğine,
3-Tatlısu kaynakları ve toprağın verimsiz kullanımına. (Yapılan hesaplarda, 1 kg. et elde etmek için 7 kilo yeme ihtiyaç vardır, -pek çok aç insanı doyurabilecek mısır, soyadan...vs. yapılan yemlere-; ve bu miktarda et elde etmek için ise, 7000 kilo su harcanmaktadır! -Kaynak: Cumhuriyet Bilim Teknik, 673/19-)
d-EKONOMİK:
Ekolojik nedenlerde de gördüğümüz üzere, etin elde edilmesi hem doğal kaynakların kullanılması açısından, hem de maddi açıdan çok pahalıya gelmektedir. Bugün dünyamızın pek çok köşesinde maddi olanakları elvermediği için mecburen vejetaryen olan kişilerin sayısı da oldukça fazladır.
Bazı insanlar ise dini inançları gereği et yemekten kaçınmaktadır.
BAŞA DÖN
5-ETOBURLARLA FİZYOLOJİK FARKLILIKLARIMIZ:
İnsan anatomisini incelediğimizde, fiziksel yapı ve sindirim sistemi açısından etobur hayvanlara hiç benzemediğimiz ortaya çıkar. Örneğin:
a- Etobur hayvanların parçalayıcı dişleri ve pençeleri insanda yoktur. Etoburların keskin, et parçalayan ön dişleri vardır.
b-Etoburların ağzında ön sindirim için gerekli olmadığından az miktarda tükürük bezi bulunur; oysa tohum ve meyvelerin ön sindirimi için insanda tükürük salgıları çok gelişmiştir. Ayrıca etoburların asidik tükürük salgılarına karşın, insanın tükürük salgısı alkaliktir ve tohumların ön sindirimi için pityalin enzimi içerir.
c-Etoburların besini öğütmesi için, insanlardaki gibi düz arka dişleri yoktur.
d-Etoburların midesinde sert hayvan kaslarını ve kemiklerini sindirebilmesi için çok kuvvetli hidroklorik asit salgısı vardır. Oysa insanın mide asidi etle beslenenlerden 20 kat zayıftır.
e-Etoburların bağırsak uzunluğu kendi beden boylarının sadece 3 katıdır; böylece çürüyen et çok çabuk dışarı atılır. Otoburlarda bu oran 1'e 15'tir. İnsanda ise bağırsak uzunluğu bedenin 10 katıdır; ot ve lifli gıdalar çabuk çürümediğinden bedende daha uzun kalabilirler.
Görüldüğü gibi insanın anatomik yapısı ve sindirim sistemi, sebze, meyve, yemiş ve tohumlarla beslenmeye daha uygundur. Fiziksel eğilimlerimizi bir yana bırakırsak, doğal eğilim ve içgüdülerimiz de etoburlardan farklıdır: Örneğin bir tavşan gördüğümüzde saldırıp, dişlerimizle parçalamak, iç organlarını kanlı kanlı yeme ihtiyacı duymayız. Rengarenk meyve ve sebzelerin sergilendiği bir manav dükkanı, hayvan leşlerinin çengellere asıldığı bir kasap dükkanından çok daha fazla gözümüzü okşar. Haşlanan et ve kan kokusuna pek çoğumuz dayanamayız. Biz etoburlardan çok farklıyız!
BAŞA DÖN
6-UZMAN GÖRÜŞLERİ:
1-AMERICAN DIETETIC ASSOCIATION (ADA, Amerikan Diyet Birliği): Position paper on vegetarianism (1993), www.vrg.org/nutrition/ada 1993.htm
“Bilimsel bulgular; vejetaryen beslenme ile; bir çok kronik dejeneratif hastalıkların (aşırı şişmanlık, koroner kalp ve damar rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, şeker ve bazı kanser cinsleri… gibi) risklerinin azaltılması arasında olumlu bağlantılar tespit etmiştir. Amerikan Diyet Birliği, iyi planlanmış bir vejetaryen diyetin sağlıklı ve beslenme yönünden uygun olduğunu düşünmektedir.”
2-ABD. TARIM BAKANLIĞI ve SAĞLIK BAKANLIĞI ORTAK BİLDİRİSİ, ARALIK 1995 (www.nal.usda.gov:80/fnic/dga/dga95/variety.html)
“Süt ürünleri ve yumurta tüketen vejetaryenler, mükemmel bir sağlık sergilerler. Vejetaryenler, Amerikan Diyet Kılavuzuna uygun beslenmektedir ve Tavsiye edilen Günlük Tüketim (RDA) miktarlarına da uyum gösterebilirler. Çeşitli ve yeterli beslenildiği takdirde, gerekli protein alınabilir… Veganlar, sadece bitkisel gıdalarla beslendiklerinden, hayvani gıdalarda bulunan B12 vitaminini almaya dikkat etmeliler.”
3-MICHEL MONTIGNAC (Yedikçe Zayıfla, sayfa:62, Güncel yayıncılık):
“Bazılarının özellikle tercih ettiği,yalnız bitkilerden oluşan yemekler vücudun dengesini bozar. Buna karşılık yumurta ve süt ürünlerini içeren vejetaryen bir rejim, vücut için tamamiyle uygundur.”
4-MICHEL MONTIGNAC (Kadınlara Özel, sayfa:67, Güncel yayıncılık):
“Eğer vejetaryenseniz? Eğer hayvanlara duyduğunuz sevgiden dolayı vejetaryen olmuşsanız ve hiç et yemiyorsanız size saygı duyarız. … Et, tavuk, balık ve şarküteri yemeyen vejetaryenlerin, yeterli miktarda hayvansal yan ürünler (süt, yumurta gibi) alarak beslenmelerini dengelemeleri gerekir.”
5-DR. ANDREW WEIL (8 haftada ideal sağlık, sayfa: 98, Sistem yayıncılık)
“Bana kalırsa insanların yapabileceği en sağlıklı beslenme değişikliklerinden birisi, şu anda yeme alışkanlığınızın olduğu hayvansal besinlerinin bazılarının (ya da hepsinin) yerine soya fasulyesi yemeye başlamanızdır.”
6-Dr. BENJAMIN SPOCK (Bebek yetiştirme konusunda kitaplarıyla ünlü) www.geocities.com/RainForest/4954/3A.HTM
"Neyse ki çağımızda bitki ağırlıklı beslenmenin faydalarını kanıtlayan yeterli bilgilere ve aynı zamanda bir çok atletin itiraflarına sahibiz. Dünyanın en ünlü triatloncusu kabul edilen Dave Scott idman psikolojisi üzerine bir dereceye sahiptir. Scott; "Atletlerin hayvani proteine gereksinim duyduğunu ileri sürmek saçma bir yanlış inanıştan başka bir şey değildir", demektedir. Onun bu fikirleri; 8 sene boyunca 400 m. engellide altın madalya kazanan Edwin Moses ve 17 yaşında olimpik yüzme yarışlarında 3 altın madalya kazanan Muray Rose gibi sporcular tarafından da paylaşılmaktadır. Bu sene memnuniyetle gördüm ki, olimpiyat şampiyonu Carl Lewis dokuzuncu altın madalyasını kazandığı son uzun atlayışıyla yeni bir rekora imza atarak kariyerini taçlandırdı. Lewis, ahlaki ve dini inançları doğrultusunda, vejetaryen (vegan) beslenme tarzını uzun zanmandır uygulamakta olan bir sporcudur. Bundan bir kaç sene önce Carl Lewis, diğer bir vejetaryen atlet olan Leroy Burrell ile birlikte dünyanın en hızlı koşucuları ünvanını geri kazanmışlardı. Şimdi artık biliyoruz ki; ister dünya çapında bir atlet olalım, ister hafta sonu koşan bir amatör, isterse de eğlence olsun diye idman yapan biri; sağlığımızı iyileştirmek ve performans hedeflerimize ulaşmak için, enerji gereksinimimizi karşılayacak bitkisel bir diyet yeterli olacaktır. Ben bile, şu anda 93 yaşımda olmama rağmen, bitkisel diyete geçmemle birlikte sağlığımın çok büyük ölçüde iyiye gittiğini keşfettim."
7-Dr. JOSEPH E. PIZZORNO Jr. (Bastry Üniversitesi başkanı, "Total Wellness" -Tam Sağlık- kitabının yazarı) www.geocities.com/RainForest/4954/3A.HTM
"Bazı araştırmalar açık kanıtlar göstermektedir ki; vejetaryenler daha uzun yaşamakta ve evcilleştirilmiş hayvan etlerini yiyenlere oranla, kanser ve kalp hastalıklarına daha az yakalanmaktadırlar."
8-Dyt. MURAT ve AYSUN GÖKÇEN (Diyet Zamanı, sayfa: 164; Vejetaryen beslenmesi ve yemek tarifleri; Remzi Kitapevi)
“Et, diyetlerden; ekonomik, felsefi veya dinsel nedenlerden çıkartılmakta veya kısıtlanmaktadır. Hayvansal protein kaynaklarının üretim yöntemlerinden endişe duyan bazı bireyler, yeterli beslenme için bitkisel proteinlere dönmektedirler. Etlerdeki doymuş yağa karşı oluşan bilinç ve endişe, insanları kandaki lipit ve kolesterolü düşürmek için daha az et tüketmeye yöneltmektedir… Hayvansal protein içeren besinlerdeki katkı maddelerinden endişe duyan bazı bireyler bitkisel protein içeren öğünler planlamaktadır. Az et yemek veya hiç et yememek geçici bir moda değildir. Mönü planlamasında bazı kılavuz bilgileri takip ederek hazırlanan etsiz öğünler etli öğünler kadar besleyici olabilir. …Öğün planlamasında, bitkisel proteinleri bir hayvansal proteinle (süt, yumurta, yoğurt vb.) veya eksik elzem aminoasitleri karşılayan diğer bir bitkisel protein kaynağıyla birleştirerek sağlıklı beslenme sağlanmalıdır.” (Baklagilleri tahıllarla beraber yemek gibi, örneğin: kuru fasulye-pilav..D.K.)
9-Prof. Dr. AYSEL KAVAS (Sağlıklı Yaşam için Doğru Beslenme, sayfa:1, Literatür Yayınları)
"Eski Yunan düşünürleri Pisagor ve Platon da sağlığı insan mutluluğunun temel parçası olarak tanımlamışlar ve sağlıklı yaşamak için vejetaryen bir diyet önermişlerdi. Vejetaryenlerin kalp ve kanser gibi hastalıklara hayvansal gıdaları yiyen kişilerden daha seyrek yakalandıkları ve daha uzun yaşadıkları da bilimsel olarak kanıtlanmıştır."
10-SİBEL SEZER (Sağlıklı ve Uzun Yaşama Kılavuzu, sayfa 183-191, Vejetaryenlik: Alternatif Bir Diyet; Remzi Kitabevi)
"Son birkaç yıl öncesine kadar, vejetaryen deyince, çoğumuzun aklına sıska, kansız, sağlıksız ve biraz değişiklik peşinde koşan insanlar gelirdi. Oysa ki, vejetaryenlik, doğru uygulanması koşuluyla çok sağlıklı bir yaşam biçimi haline dönüşebilir…
…Vejetaryenliği savunan bir çok insana göre et, insanoğlu için elzem bir gıda değildir. Bazıları, bu iddialarını eski çağlarda yaşayan insanların beslenme alışkanlıklarını örnek göstererek destekler. Bilimsel olarak desteklenebilen bu sav, yeryüzünde yaşamış ilk insanların diyetlerinin bitkisel kaynaklı besinlerden oluşmuş olduğudur. (Diets of Early Miocine African Hominoids, Nature 268:628-30, 1977) Üretim açısından bakıldığında da, tarım, hayvancılıktan çok daha önce başlamıştır.
…Bazı vejetaryenlerin görüşüne göre ise, et tüketimi ekolojik dengeyi bozmaktadır… Hayvanlara gerekli olan besinleri kullanmak için, aslında son derece kısıtlı olan verimli tarımsal alanlar kullanılmakta ve ayrıca bol miktarda su tüketilmektedir. Bunun dışında, mezbahalardan, toprağa ve yakındaki su kaynaklarına sürekli zararlı atıklar karışmaktadır.
…Vejetaryen olan bazı kişiler ise eti hijyenik bulmadıkları için tercih etmemektedirler. Aslında, yetiştirilen hayvanların içinde bulunan koşullar elbette meçhul. Bir arada, sıkış sıkış beslenen hayvanlara, birbirlerinden hastalık kapmasınlar diye antibiyotik içeren ilaçlar veriliyor olabilir. Bu hayvanları yiyince biz de ilacı vücudumuza geçirmiş oluruz. Ayrıca, hayvanların kasaplara gelene kadar hangi hastalıkları geçirdikleri, hangi tedaviyi hangi ilaçla gördüklerini veya kesilince parazitli olup olmadıklarını bilemeyiz.
…Son olarak, insanları vejetaryen olmaya iten en belirgin neden olan sağlık kriterini unutmayalım.”
Diğer alt başlıklar:Vejetaryen diyetin olası yararları, Kilomuzu düşük tutmadaki katkısı, Vejetaryen diyet kalbi korur, Kansere karşı koruma sağlayabilir, Yüksek tansiyonun normal düzeyde kalmasını sağlayabilir, Vejetaryenlerde bağırsak hastalıklarına daha ender rastlanır, Vejetaryenlerin özen göstermesi gereken besinler.
11-Dr. ENDER SARAÇ (Ayurveda, Sağlıklı ve Uzun Yaşamanın Sırları, sayfa:138-142, Milliyet yayınları)
"Hekimlik deneylerimden izlediğim kadarıyla, en iyi beslenme türü lakto-vejetaryenliktir. Çünkü lakto vejetaryenlik sadece meyve, sebze, baharat, kuruyemiş değil; süt, süt ürünleri ve bal gibi bazı temel gıdaları da kapsamaktadır. Bu beslenme tarzıyla protein eksikliği olması söz konusu değildir. Vücut için gerekli bütün vitamin ve mineraller de alınmış olur."
12-BRITISH MEDICAL JOURNAL 1996; 313:775-779
“Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı nedir? Yeni bir çalışma bizi tek bir cevaba yönlendiriyor. Dr. Dean Edell; "Birisinin sadık dostu köpek, bir başkasının tabağında yemek olabiliyor. Bizim tabağımızdaki dana eti akşam yemeğimizi oluştururken, 1 milyardan fazla Hindu kültüründe bu hayvan kutsal olarak kabul ediliyor. Oysa milyonlarca vejetaryen tüm hayvanları mönülerinden çıkardı" diyor. Seneler boyu, vejetaryen bakış açısını destekleyen pek çok araştırma yapıldıysa da, yeni yapılan çalışmalar, vejetaryen diyetin uzun yaşamanın yanı sıra güzel görünmenin de sağladığını ispatlar nitelikte. Çalışmalardan biri, 10 000 kadar vejetaryen arasında 20 senelik bir araştırma sonucu, et yemeyenlerin diğerlerine oranla ölüm oranının yarı yarıya düşük olduğunu gösterdi. Özellikle çok bol meyve yiyen vejetaryenlerde bu oran daha da düşük çıktı.”
13-JO-ANN HESLIN, M.A., R.D.; Diyetisyen, Journal of Nutrition for the elderly in NYC’nin yardımcı editörü. (1996 Medical Tribune News Service, 07/08/1996)
“Amerikan Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı Gıda Piramidinde, sağlıklı beslenme için sebze, meyve ve tahılların bolca tüketilmesi; kolesterol ve doymuş yağ içeren hayvani gıda tüketiminin ise azaltılması önerilmektedir. Et, balık ve tavuğun diyetten çıkarılarak, bunların yerine baklagil, fındık, ceviz gibi yemişler, tohumlar, tofu ve yumurta gibi gıdaları eklendiğinde, bu vejetaryen diyet, en az et içeren diyet kadar, hatta çoğu kez daha da sağlıklı kabul edilebilir. Birdenbire vejetaryen diyete geçiş zor olacaksa, öncelikle et türevlerini ana yemek şeklinde değil, yemek içinde garnitüre dönüştürerek başlamak tavsiye edilebilir. Bazıları vejetaryen diyetin protein eksikliğine yol açtığını düşünebilirler; oysa ki normal ölçülerde tüketilen baklagil, tahıl ve sebzelerle asla protein eksikliği yaşanmayacaktır. Zaten şu an ortalama bir Amerikalının aldığı günlük protein miktarı, ihtiyacının iki kat üstündedir. B12 alamayan veganların ise zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl ve soya sütü gibi besinleri tüketmesi önerilir. Herhangi bir sağlıklı diyette, vejetaryen olsun olmasın, anahtar çeşitliliktir. Diyet kısıtlandıkça besleyiciliği zorlaşacaktır.”
14-Doç.Dr. M. KIŞLALIOĞLU-Prof.Dr. F.BERKES (Ekoloji ve Çevre Bilimler, Remzi Kitabevi, s.111)
"Hayvansal protein insan beslenmesi açısından 'yüksek kaliteli protein' olarak değerlendirilir. Pek çok mineral ve vitamin hayvansal kaynaklardan çok kolaylıkla karşılanır... Ancak bu, bitkisel besinlere dayandırılan bir beslenme biçiminin yetersiz olacağı anlamına gelmez. Bitkisel yiyeceklerin birbirini tamamlayacak şekilde bir araya konmasıyla, hele ekolojik enerji yönünden yüksek verimli olan yumurta ve süt gibi hayvansal besinlerle de desteklenirse, eksiksiz biçimde beslenmek olasıdır. Bunun yanında, bitkisel beslenmenin hayvansal bir beslenme biçimine kıyasla sağlık yönünden bazı üstünlükleri olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin, bitkisel besinlerdeki yağların hayvansal besinlerdeki gibi kolesterol birikimine yol açmadığı; dolayısıyla damar sertliği gibi hastalıklar için önleyici etkisi olduğu ileri sürülür. Ayrıca, bitkilerdeki yüksek selüloz oranı yüzünden, vücuttan artıkların dışkı yoluyla atılmasını düzenleyici etkisi de bulunmaktadır. Batı ülkelerinde yaygın olan kalın bağırsak kanseri gibi bazı kanser çeşitlerine, gelişmekte olan ülkelerde daha az rastlanmaktadır. Beslenme bilimcileri bunu böyle ülkelerde hakim olan bitkisel beslenme biçimine bağlamaktadırlar."
BAŞA DÖN
7-DENGELİ BESLENME REHBERİ:
Dengeli beslenme, sadece vejetaryen ya da veganların değil, herkesin dikkat etmesi gereken bir konudur. Biz bu raporumuzda, asal olarak, hayvan eti kısıtlamasına giden vejetaryenlerin dengeli beslenmesini inceleyeceğiz, veganlara da değineceğiz.
|