Quantum fiziğiyle ilgileniyorsanız, İşte sizlere 'Ne Biliyoruz ki' filminin tam metni :
Başlangıçta boşluk vardı
Sonsuz olasılıklarla dolu olan
Bir tanesinin
Siz olduğu ...
Üstün akıl.
Beyin çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez.
Etrafımızdaki dünyayı hangi yolla gözlersek gözleyelim--
Sonuçta,dünyayı gerçek görmeye nasıl devam edersiniz...
eğer onu gerçek olarak belirleyen kendisinin fiziksel bir varlığı yoksa?
Bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var oluyor?
Bütün olasılıkların yan yana var olması mümkün mü?
Hiç kendinizi olduğunuz başka birinin gözünden gördünüz mü...
ve hiç kendinize son gözlemcinin gözünden baktınız mı?
Kimiz biz?
Nereden geliyoruz?
Ne yapmalıyız?
Nereye gidiyoruz?
Neden buradayız?
Esas soru bu herhalde,değil mi?
Gerçek nedir?
Gerçek olmadığını düşündüğüm şey, şimdi bir bakıma daha da gerçekdışı gözükerek...
gerçek olduğunu düşündüğüm şeye göre daha gerçek gözüküyor.
Bunu açıklayamazsınız,bunu açıklamak için çok zaman harcayan birisinin...
esrarengizlik labirentinde yolunu ebediyen kaybetmesi muhtemeldir.
Bence kuantum fiziğini inceledikçe, daha da gizemli ve olağanüstü olduğunu görürsünüz.
Kuantum fiziği...
olasılıkların fiziğidir.
Bunlar sorular--
bunlar direkt sorular, dünyayı nasıl hissediyoruz...
eğer bizim hissettiğimiz dünyayla gerçeği arasında bir fark varsa.
Hiç düşüncelerin neyden üretildiğini düşündünüz mü?
Bence bugün çocuklarda gördüğümüz bazı şeyler...
kültürün yanlış paradigmada olduğunun ve düşüncenin değerini anlayamayışımızın bir işareti.
Her çağ,her nesil kendi varsayımları üzerine inşa edilir.
Dünya düzdür, veya dünya yuvarlaktır,vs.
Olmuş varsaydığımız,gizli kalan yüzlerce varsayım var.
Doğru veya yanlış.
Elbette,çoğunlukla bu durumlarda, tarihsel olarak,bu şeyler doğru değil.
O zaman,herhalde,eğer tarih bir rehber olacaksa...
dünya hakkında olmuş varsaydığımız birçok şey gerçekten doğru değil.
Fakat biz çoğu zaman bilmeden bu ilkelere takılıp kalıyoruz.
Bu bir paradigmadır.
Modern materyalizm... insanları sorumlu hissetme ihtiyacından soyuyor...
ve çoğu kez, din de öyle.
Fakat bana göre,eğer kuantum mekaniğini ciddi bir şekilde incelerseniz...
sorumluluğu gerçekten kucağınıza verir. Ve açık ve net cevapları size vermez...
ve rahatlacı olanları da.yle söyler:Evet, dünya çok büyük bir yer, çok gizemli.
Mekanizma cevap değil;ama sana cevabın ne olduğunu anlatacak değilim...
çünkü kendi kendine karar verebilecek kadar büyüdün.
Herkes bir gizem midir?
Herkes bir bilmece midir?
Kesinlikle öyledir.
Kendinize bu derin soruları sormak,
dünyadaki varlığın yeni yollarını açar. Temiz havadan bir soluk getirir.
Hayatı daha neşeli yapar.
Hayatın gerçek inceliği bilmek de değil...
bu elzemdir.
NE BİLİYORUZ Kİ?
Neden aynı gerçekliği yaratmaya devam ediyoruz?
Neden aynı ilişkilere sahip olmaya devam ediyoruz?
Neden tekrar tekrar aynı işleri yapmaya devam ediyoruz?
Etrafımızdaki bu sonsuz olasılıklar denizinde...
nasıl olur da aynı gerçeklikleri yaratmaya devam ediyoruz?
Seçeneklerimiz ve olasılıklarımız var olmasına rağmen bunların farkında olmamamız şaşırtıcı değil mi?
Günlük hayatlarımıza bu kadar şartlanmamız mümkün mü...
kendi hayatlarımızı yaratacak şekilde şartlanmamız...
hiç kontrolümüz olmadığı halde?
Dış dünyanın iç dünyadan daha gerçek olduğuna şartlandırıldık.
Bilimin bu yeni modeli tam tersini söylüyor-- Diyor ki;içimizde olan şey dışımızda olacak şeyi yaratıyor.
Tümüyle kaya-katıyla ilgili fiziksel bir gerçeklik vardır...
Eğer onu buraya getirmek isterseniz,başka bir fiziksel gerçekliğin parçasına çarpınca var oluş kazanır.
Bu başka parça belki bizizdir,ve elbette, o anlara kısmen etkiliyiz...
fakat olmak zorunda da değiliz,tesadüfi uçan bir kaya da olabilir...
ve belirsiz bir kitleyle etkileşime girer...
ve şüphesiz onu var oluşun özel bir durumuna sokar.
Geçmişte şöyle diyen bazı filozoflar vardı: "Bak,eğer bir kayaya tekme atarsam...
ayak parmağım acır,bu gerçektir. Bunu hissederim.Gerçek olduğunu hissederim. Bu canlıdır.
Ve buna gerçeklik denir."
Fakat bu hala bir deneyimdir,ve bu hala kişinin gerçeklik algısıdır.
Bilimsel deneyler gösterdi ki,eğer bir kişiyi alıp
beynini belli PET taramalarıyla veya bilgisayar teknolojisiyle incelerken belli bir nesneye bakmalarını istersek
beynin belli bölgeleri aydınlanıyor.
Ve sonra gözlerini kapatıp...
aynı nesneyi hayal etmeleri istendiğinde,
sanki o nesneye gerçekten gözle bakıyormuş gibi,beynin aynı bölgeleri aydınlanıyor.
Bu bilim adamlarının şu soruyu sormasına neden oldu:
O zaman kim görüyor?Beyin mi görüyor?Yoksa gözler mi?
Ve gerçek ne? Gerçek olan beynimizle gördüğümüz mü...
yoksa gözlerimizle gördüğümüz mü?
Ve gerçek şu ki beyin çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez...
çünkü aynı özel sinir ağları ateşlenir.
Sonra gene aynı soruyu sorar: Gerçek nedir?
Muazzam bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz...
vücudumuza giriyor ve biz onu işliyoruz-- duyu organlarımızdan geçiyor...
ve filtre ediliyor. Ve her basamakta bilgiyi eliyoruz.
Son olarak,bilince saçılan en çok kendi kendine hizmet eden oluyor.
Beyin saniyede 400 milyar bit bilgi işler...
fakat biz sadece 2000 ninden haberdar oluruz.
Fakat bizim farkında olduğumuz bu 2000 bitlik bilgi sadece çevre,vücudumuz ve zaman hakkındadır.
Bütün gördüğümüzün buzdağının ucu olduğu bir dünyada yaşıyoruz--
uçsuz bucaksız kuantum mekaniği buzdağının ucu.
-Hey!Banyo edecek çok çekim var mı?
-Hayır.-Seni tembel.Neyse,sonra görüşürüz.
Eğer beyin 400 milyar bit bilgi işliyorsa...
ve biz sadece 2000 ninden haberdar oluyorsak--demektir. Bilgiyi alıyor...
ve biz onu henüz bütünleştiremedik.
Gözler objektife benzer,
Fakat gerçekten gören kaset beynimizin arkasıdır.
Adı görsel korteksdir.Tam burada. Bu kamera ve onun kasedi gibi.
Beynin neyi görme kabiliyeti varsa onu gördüğünü biliyor musunuz? Bu önemli.
Örneğin:
Bu kamera etrafımda daha çok şey görüyor...
burada olandan çok...
çünkü hiçbir itirazı ve yargısı yok.
Beyinde oynayan tek film...
görme kabiliyetimiz olandır.
o halde bizim kameralarımızın,yani gözlerimizin...
beynimizin bilinçli bir şekilde gösterme kabiliyetinden daha fazla görmesi mümkün mü?
Beynimiz,sadece mümkün olduğuna inandığımızı...
gösterecek şekilde çalışır.
Örnekleri,daha önce içimizde var olanlarla...
şartlanma yollu eşleştiririz.
Doğru olduğuna inandığım harika bir hikayeye göre...
Kızılderililer--Karayip Adalarındaki yerli Amerikan Kızılderiler
Columbus'un gemilerinin yanaştığını gördükleri zaman...
onları hiçbir şekilde görememiş.
Çünkü daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemiyormuş,görememişler.
Columbus'un donanması Karayiplere vardığı zaman,hiçbir yerli gemileri göremedi...
ufukta var olmalarına rağmen.
Gemileri göremeyişlerinin nedeni...
beyinlerinde yelkenlilerin var olduğuna dair bir bilgi ya da deneyim bulunmamasıydı.
Bu yüzden şaman okyanusta dalgalanmalar olduğunu farkeder.
Fakat hiç gemi görmez.Sonuca ne sebep oluyor diye merak etmeye başlar.
Böylece her gün çıkıp bakar,bakar ve bakar.
Ve belli bir zaman sonra...
gemileri görebilir.
Ve bir kez gemileri gördüğü zaman...
gemilerin orada var olduğunu herkese anlatır.
Çünkü herkes ona inanmıştır ve güvenmiştir, onlar da görürler.
Gerçeği biz yaratırız.
Bizler,gerçek üreten makineleriz.
Gerçeğin sonuçlarını her zaman biz yaratıyoruz.
Bir şeyi her zaman hafızanın aynasından yansıdıktan sonra algılarız.
Bir büyük hologram içinde yaşıyor olalım ya da olmayalım...
bu,muhakkak ki iyi bir cevabımız olmayan bir sorudur. Bence bu,çözmemiz gereken büyük bir felsefi problemdir...
bilimin dünyamız hakkında söyleyebileceği açısından...
çünkü bilimde her zaman gözlemciyiz.
Bu yüzden,hala insan beynine son olarak gelenle kısıtlıyız...
görmemizi,yaptığımız şeyleri algılamamızı sağlayanla.
Bundan dolayı,bütün bunlar müthiş bir illüzyon şeklinde düşünülebilir...
orada gerçekten ne olduğunu görmek için dışarı çıkmanın mümkün olmadığı.
Beyniniz şurada olanla burada olan arasındaki farkı bilmez.
Burada olandan bağımsız bir "şurada" yoktur.
İyi misin?Çığlık attığını duydum.Bir başka rüya mıydı?
Columbus'un gemisinin görünmesini izleyen bir
Kızılderiliydin.Vay!
Ve bu sihirbaz hekim sana vurmaya devam ediyor.
Harika!
Hey,belki bir geçmiş yaşamdı...
ya da paralel gerçeklik ya da gelecek yaşam.
Belki de bu rüya sana gerçeği anlatmaya çalışıyordur.
,sadece neyin gerçek olduğunu düşündüğüne bağlıdır.
Belki de farklı anksiyete haplarını denemelisin.
Haplarım iyi,tamam mı?Teşekkür ederim.
Umarım daha iyi hissedersin,Amanda.
Tanrım,Amanda.Aşağılığın teki olabilirdin.
Gerçekten hayatın hangi yönde gideceğine dair seçimler vardır...
düşük seviye kuantum etkilerine bağlı...
Başarısızlığa uğramamış.
Öncelikle,atomla ilgili dünyamız hakkında konuşalım...
ve sonra bize gerçeğe dair ne anlatıyor,onu konuşacağız.
Atomla ilgili dünyamızla ilgili size ilk söylemek istediğim onun tamamen...
neler döndüğünü anlamak için o küçük deneylerini yapan kaçık fizikçilerin ürettiği bir fantezi olduğu.
küçük deneylerden kastım;büyük enerji
küçük alanlarda ve kısa zaman aralıklarında.
Nesne aleminde bir hayli etkileyicidir...
ve bu yüzden atomik fizik icat edildi,tümü anlayabilmek için.
Burada yeni bir bilime ihtiyacımız var ve ona kuantum fiziği deniyor...
konusu tartışılabilir tüm hipotezler dizisini kapsıyor;düşünceler,duygular,sezgiler...
gerçekten neler dönüyora dair.
Uzun zamandır düşündüğümüzden farklı bir şey madde.
Bilim adamlarına göre,madde her zaman en son nitelik olarak düşünüldü.Durağan ve tahmin edilebilir olduğu için.
Bütün atomlar ve moleküllerin içinde,içlerindeki tüm boşlukta,parçacıklar bir atomun ya da molekülün hacminin çok az bir miktarını kaplar...
temel parçacıklar. Gerisi boşluktur.
Görülüyor ki o parçacıklar durmadan görünüp kayboluyorlar.
O zaman,burada olmadıkları zaman nereye gidiyorlar?
Şimdi,bu soru hileli.
Size iki cevap vereceğim--
Cevap bir:başka bir evrene gidiyorlar...
parçacıklar bizim evrenimize girdiğinde aynı soruyu soran insanların olduğu bir evrene...
Şöyle diyorlar:"Nereye gidiyorlar?"
Önemli bir gizem vardır,zamanın akışının gizemi.
Fiziğin temel kanunlarıyla ilgili kesin bir fikrimiz var...
enteresan ayrımlar yapmayın,mesela,geçmişle gelecek arasında.
Örneğin;fiziğin temel kanunlarına göre bu bir muammadır...
Neden biz geçmişi hatırlayabiliyorken...
aynı tarz bilme erişimine gelecek için sahip değiliz?
Bu kanunların bakış açısıyla muammadır,neden birşeyi şimdi yapıyor gibi düşünmeliyiz...
geleceği etkileyebiliriz,geçmişi değil.
Bu şeyler-- geçmiş ve gelecek hakkında farklı bilme erişimlerine sahip oluşumuz...
şimdi yapıyor yoluyla gelecek ve geçmiş için farklı kontrollere sahip oluşumuz...
şeyler dünyayı yaşama biçimimizin temeli...
öyle gözüküyor ki,bunlar hakkında meraklı olmayışımız,bilirsiniz,yolun dörtte-üçü ölmek için.
Basket atmak ister misin?
Hadi,böyle olmak zorunda değilsin.
Gel ve oyna.
Bak.Seni sevdi.Küçük bir teke-tek için zamanın yok mu?
Oynamayalı ne kadar oldu?
Hadi.Top sende.Bir şut çek.
Hayır,hayır,hayır,bayan. Oradan değil.
Orası saha dışı.
Sahada olman gerek...
oyunda Duke Reginalds'ın Bitmeyen Olasılıklar Sahasına hoşgeldiniz.
-Saha kuralları--En sonuncuyu sokmalısın.
-Acıdı.
Sana dokunmadı bile.
-Tabii.
-Ve katı da değil.
Bu top çoğunlukla boş.
Aslında,evren çoğunlukla boş.
Uzayı boşluk ve maddeyi de katı olarak düşünürüz.
Fakat gerçekte farkedilecek hiçbir şey yoktur. Tamamen hayalidir.
Bir atomu ele alalım.
Onu bir çeşit katı top gibi düşünürüz.
Sonra şöyle deriz:"Bu tam ortadaki,gerçekten yoğun maddenin küçücük bir noktasıdır...
bir çeşit zayıf olasılık elektron bulutlarıyla çevrili ve ansızın varoluşa uğrayıp çıkıyor."
Fakat sonuçta bu bile doğru değil.
Çok yoğun olduğunu düşündüğümüz çekirdek bile...
varoluşa tıpkı elektronlar gibi güçlük çekmeden uğrayıp çıkıyor.
Bütün bu hayali maddeler içinde söyleyebileceğiniz en katı şey...
daha çok bir düşünceye benzer-- yoğun bir bilgi parçası gibi.
Nesneleri oluşturanlar daha fazla nesneler değildir. Nesneleri oluşturanlar fikirler,kavramlar ve bilgidir.
Dediğim gibi...
asla dokunmaz.
O elektronlar bir yük oluştururlar ve diğer elektronları dokunmadan önce iterler.
Sonuçta,hiçbir şey hiçbir şeye dokunmaz.
Hadi.Eşyanı indir.Kimse onu almayacak.
Dediğim gibi,burası benim saham. Sorun yok.
-Ne kadar oldu?
-Geç kalacağım.
Sadece bilinçli deneyim ile zamanda ileri gidiyoruz gibi gözükür.
Kuantum kuramında,zamanda geri de gidebilirsiniz.
Her zaman zamanda geri gidebilirsin.
Sorun ne?Hatırla,o boş.
Bu zırvayı nereden biliyorsun?
Dr. Kuantum dergisini okurum.Herkes çocuk işi diye düşünür;ama ben gerçek olduğunu biliyorum.
Bu şekilde sahada sihrimi yaparım.
o zaman ilk önce meraklı çocuğu seçerim.
-Esrarengiz bir yapısı var.
-Dr. Kuantum bunun herkeste olduğunu söyler.
Herkes bunu yapıyor.Daima yapıyor,her seferinde ve her zaman baktığında.
Bakmadığınız zaman,bu bir dalga gibidir. Baktığınız zaman ise bir parçacık gibi.
Bakmadığınız zaman,olasılık dalgaları vardır.
-Baktığınız zaman,deneyim parçacıkları vardır.
Katı olarak düşündüğümüz bir parçacık...
sözde süperpozisyonda var olmaktadır,
yayılmış olası yer dalgalarında var olmaktadır...
ve bütün hepsinde aynı zamanda var olmaktadır. Üzerinde baktığınız bir örnek...
aniden bu olası yerlerden birine atlar.
Kuantum süperpozisyonu bir parçacığın iki ya da daha fazla yer veya durumda eş zamanlı bulunmasını içerir.
bir kavramdır ve kuantum dünyasının karakteristiğinden biridir.
Süper kahramanlar süperpozisyon kullanır...
biz seçene kadar dünya gerçekliğin olası şeritleri oldukça.
Kahramanlar istediklerini seçerler--
aynı anda birçok yerde olmak,birçok olasılığı aynı anda yaşamak...
ve sonra bir tanesine katlanmak.
soru şu,labirentin ne kadar uzağına gitmek istiyorsun?
Güzel şut.
Bir sistem veya nesne aynı anda iki ya da daha fazla durumda nasıl bulunabilir?
Çok basit-- Nesneleri nesne olarak düşünmeyerek.
Etrafımızdaki herşeyi bir nesne olarak düşünme alışkanlığımız var...
benim düşüncelerim olmadan,benim seçimim olmadan var olan.
Bu düşünceyi aklınızdan çıkarmak zorundasınız. Onun yerine,gerçekten fark etmek zorundasınız ki...
etrafımızdaki maddesel dünya bile--
sandalyeler,masalar,odalar,halı--kamera dahil--
bunların hepsi bilincin olası hareketlerinden başka birşey değildir.
Ve ben an be an bu hareketlerden birini seçiyorum...
güncel deneyimimi ortaya koymak için.
Yapmanız gereken sadece bu radikal düşünceye sahip olmak.Fakat bu çok radikal-- Çok zor...
çünkü eğilimimiz benim deneyimimden bağımsız dünyanın zaten orada olduğu şeklinde.
Öyle değil.Kuantum fiziği bu konuda çok açık.
Kuantum fiziğini bulan Heisenberg'in kendisi...
atomlar nesne değildir,onlar sadece eğilimlerdir diyor.
Bu yüzden nesneler düşünmek yerine, olasılıkları düşünmek zorundasınız.
Hepsi bilincin olasılıkları.
Şimdi Amerika'daki birçok laboratuvarda görebilirsiniz...
çıplak gözle görülecek kadar büyük nesneler...
ve onlar eş zamanlı olarak iki yerdeler.
-Bunun bilfiil fotoğrafını da çekebilirsiniz.
Şimdi,sanıyorum ki bir fotoğraf gösterdiydesiniz...
şöyle derler:"Güzel.Burada renkli ışığın hoş bir damlası var ve görüyorum ki...
bunun bir parçası burada ve diğer bir parça-- Sonuçta,iki noktanın resmi var sende.Ne olacak yani?"
Siz dersiniz:"Tam odacığın içine bak.Tam burada görebilirsin.Ben orada iki şey görüyorum."
"Hayır,hayır.Onlar iki şey değil-- O bir şey.İki yerde aynı şey var."
Bunun hakkında insanların çenesinin düşeceğinden emin değilim...
çünkü bence-- İnsanlar buna gerçekten inanmıyorlar.
İnsanlar şöyle diyor demiyorum:"Yalan söylüyorsunuz."ya da...
"Bilim adamlarının kafası karışmış."
Bence o kadar gizemli ki onun ne kadar şaşırtıcı olduğunu anlayamıyorsunuz.
Ayrıca,Star Trek'i görüyorsunuz. "Işınla beni,Scotty."Sonuçta,hepsi bir çeşit...
"Şey,o gerçekten ne demek?"
Fakat gerçekten durup onun ne olduğunu düşünmeniz lazım--
aynı şey ve aynı anda iki yerde. olanlar laboratuvarda denemeler yaparken,birşeye kızdıkları zaman,yemek yerken...
eve giderken ve hayatlarını yaşarken hayret verici hiçbir şey olmaz...
çünkü bu nasıl yaptığınızla ilgili-- Bu şaşırtıcı büyü tam karşınızda duruyorken.
Kuantum fiziği sadece olasılıkları hesaplar.
fakat bunu kabul edersek,soru hemen karşımıza çıkar...
kim,ne deneyimin gerçek olayını getirmek için bu olasıklar arasından seçim yapıyor?
Bu yüzden doğrudan görürüz ki bilinç mutlaka ihmal edilmemeli.
Gözlemci inkar edilemez.
Bir gözlemcinin kuantum fiziği bakış açısından ne yaptığını biliyoruz...
fakat kimin ya da neyin gerçekten gözlemci olduğunu bilmiyoruz.
Bu demek değilki bir cevap bulmaya çalışmadık.
İnceledik.Kafanızın içine girdik.
Bütün deliklere baktık gözlemci denen birşey bulmak için.
Beynin kabuksal bölgelerinde kimse yoktu.
Alt kabuksal bölgelerde ya da kenar bölgelerde de kimse yoktu.
Gözlemci denecek kimse yoktu.
Bütün bu gözlemci olma deneyimlerine sahip...
dünyayı gözlemlerken.
Bu gözlemci-- anlaşılması çok karmaşık olan...
saçma,tuhaf dünyanın...
kuantum parçacıkları ve onların nasıl davranış gösterdiği mi?
Gözlemci bu mu?
Benim modelime göre,gözlemci dört katmanlı biyolojik bedenin içindeki ruh.
Ve bu yüzden,o makinedeki hayalet gibi.
Aracı süren bilinç...
ve etrafı gözleyen de.
Biyolojik bedenin dört katmanı...
etraftan uyartıları almak için bütün alıcı sistemlerine sahiptir.
Cehennemdesin sen?
İnsanlarla dolu bir stüdyodayım fakat aman Tanrım!
Fotoğrafçı yok.
Nerede olabilir?
Yaratıklar?
Loch Ness canavarı? Ya da sıcak bir buluşma?
Dünyanın cinayet başkenti denilen Washington D.C.'de...
1993 yazında büyük bir deney yapıldı.
Yüzlerce ülkeden 4000 gönüllü geldi...
günün büyük bir kısmında toplu olarak meditasyon yapmak için.
Önceden tahmin edildiği üzere,bu denli kalabalık bir grupla cinayetlerde
%25 azalma elde edileceği FBI tarafından açıklandı.
O yaz Washington'da.
Polis şefi televizyona çıkıp...
"Bakın.Washington'da bu yaz cinayetlerde %25 azalma olması için 2 metre kar gerecek." dedi.
Sonuçta,polis dairesi bu çalışmanın işbirlikçisi ve yazarı oldu...
çünkü sonuçlar gerçekten de cinayetlerde %25 azalmanın olduğunu gösterdi...
önceki 48 çalışma temelinde tahmin edebildiğimiz gibi...
önceden küçük bir ölçekle yapılmıştı.
Bu doğal olarak insanlara şunu düşündürttü-- İnsanlar gördükleri gerçeklik dünyasını etkiliyorlar mı?
bahse girerim öyle.Her birimiz gördüğümüz gerçekliği etkiliyoruz...
bundan saklanmaya çalıştığımız ve kurbanı oynadığımız halde.
Hepimiz bunu yapıyoruz.
Bana sadece nerede olduğunu söyle.
Güzel.Fakat biraz çabuk olur musun lütfen?
-Çünkü bu modeller başımı ağrıtıyor.
-On dakika!
Metro sergimiz bize Japonya'dan,
Bay Masaru Emoto'dan geldi.Bay Emoto suyun moleküler yapısıyla ve onu etkileyen şeylerle...
çok ilgiliydi.
Su dört elementin en yenilikçi olanıdır.
Bay Emoto,onun,belki fiziksel olmayan olaylara cevap vereceğini düşündü.
Bu yüzden,zihinsel uyarıcı uygulanmış bir dizi çalışma yaptı...
ve bunu mikroskobun karanlık alanıyla fotoğrafladı.
İlk resim Fujiwara Barajı'ndan bir suya ait.
Bu resim de aynı suyun...
bir Budist rahip tarafından kutsandıktan sonraki hali.
Bir sonraki resimlerde Bay Emoto kelimeler çıkartıp...
onları damıtılmış su şişelerine bantladı...
ve onları geceleyin öylece bıraktı.
İlk fotoğraf saf damıtılmış suyun resmi-- sadece onun özü.
Sonraki fotoğraflar,gördüğünüz gibi...
hepsi birbirinden farklı.Bu "Aşkın Chi'si".
Buraya ilerlediğimizde "Teşekkürler".
Ve gördüğünüz gibi bantladığı yer burası,bu şişeye.
Eğer Japonca okuyabiliyorsanız zaten biliyorsunuz.
Bay Emoto,düşüncenin ya da niyetin bütün bunlardaki kuvveti yönlendirdiğini söylüyor.
Onların molekülleri nasıl etkilediğinin bilimi aslında bilinmiyor...
su molekülleri dışında,tabii ki.
BENİ HASTA EDİYORSUN SENİ ÖLDÜRECEĞİM
Ve vücudumuzun %90'ının su olduğunu aklınızda tutarsanız bu gerçekten büyüleyici.
Seni hayrete düşürdü,değil mi?
Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa...
bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal et.
Kesinlikle düşünce tek başına bütün vücudu tamamıyla değiştirebilir.
Çoğu insan gerçekliği devamlı,güçlü bir şekilde etkilemez...
çünkü yapabileceklerine inanmazlar.
Bir niyet yazarlar ve sonra onu silerler;çünkü saçma olduğunu düşünürler--
Kastettiğim--Bunu yapamam.
Sonra tekrar yazarlar ve tekrar silerler.Bu yüzden,zaman ortalaması çok küçük bir etkidir.
Ve artık yapamayacaklarına inanma olgusuna varırlar.
eğer bütün benliğinizle suda yürüyeceğinize inansanız...
bu gerçekleşebilir mi? Evet,gerçekleşir.
Fakat,bilirsiniz,bu pozitif düşünmeye benzer.Pozitif düşünme harika bir fikirdir...
fakat genelde anlamı etrafı tamamen negatif düşünceyle çevrili...
çok az bir pozitif düşünceye sahip olmaktır.
Bu yüzden,pozitif düşünmek gerçekte pozitif düşünmek demek değildir.Sadece sahip olduğumuz negatif düşünceyi gizlemektir.
Nesneler düşündüğümüz zaman,gerçeği olduğundan daha somut hale getiririz...
ve bu yüzden çıkmazda kalırız.
Gerçekliğin aynılığına takılırız.Çünkü eğer gerçek belli ise,açıkça,
ben önemsizim.Ben gerçekten onu değiştiremem.
Fakat eğer gerçek benim olasılığımsa--
bilincin kendisinin olasılığı--
sonra hemen şu soru gelir onu nasıl değiştirebilirim? Nasıl daha güzel hale getirebilirim? Nasıl daha mutlu hale getirebilirim?
Gördünüz mü kendi imgelerimizi nasıl çoğaltıyoruz? Eski düşünceye göre,
ben hiçbir şeyi değiştiremem;çünkü gerçeklikte hiçbir rolüm yok.
Gerçeklik zaten orada.Maddesel nesneler kendi yollarında ilerliyorlar belirleyici kanunlarla...
ve matematik verilen bir durumda onların ne yapacaklarını saptıyor...
tecrübe edenin bunda hiç rolü yok.
Yeni görüşe göre,evet,matematik bize bir şeyler verebilir.
Bütün bu hareketlerin yerine getirebildiği olasılıkları verebilir.Fakat bilincimde olan asıl deneyimi bana veremez.
O deneyimi ben seçerim Bundan dolayı,tam olarak, ben kendi gerçekliğimi yaratırım.
Belki olağanüstü, abartmalı bir iddia gibi gelebilir...
fiziği hiç anlamamış birinden...
fakat gerçekten kuantum fiziği bize bunu söylüyor.
-Hey,çekim nasıldı? -Berbat.
Patronun aradı. Senin için endişelenmiş.
Amanda, benim burada kalmama izin verdiğin için teşekkür etmek istiyorum.
Bazen sıkıcı olduğumu biliyorum...
Bob'dan sonra zor oldu.
Ve sen harikasın.
Demek istediğim,ben etrafı pislettim ve--Şey, sonra temizlerim; fakat aslında senin tarzın değil.
Bazen beni aklı başında yaptığını düşünüyorum. Ben?
Benim birini akıllı yaptığım gün,başları dertte demektir.
neyse,sana teşekkür hediyesi olarak bir şey yaptım.
Aç.
Fotoğraflarını gözden geçirdim ve favorilerimi seçtim.
Ve ebediyen sürdü çünkü çok fazla iyi vardı.
Bu--Çekeceğin bütün harika fotoğraflar için.
-Çok garip bir gün geçirdim.
Teşekkür ederim.
BENİ HASTA EDİYORSUN SENİ ÖLDÜRECEĞİM
Seni hayrete düşürdü,değil mi?
Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa...
bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal et.
Hiç düşüncelerin neyden üretildiğini düşündünüz mü?
Düşüncenin maddesi var mı?
Bence,sadece neyin gerçek olduğunu düşündüğüne bağlıdır.
dünya gerçekliğin olası şeritleri oldukça...
biz seçene kadar.
Kuantum sahasındaki bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var oluyor?
Yaşadığımız farklı dünyalar var.
Gördüğümüz makroskopik dünya var. Hücrelerimizin dünyası var.
Atomlarımızın dünyası var. Çekirdeğimizin dünyası var.
Bunlar tamamen farklı dünyalar. Onların kendi dilleri var. Kendi matematikleri var. Sadece daha küçük değiller--Herbiri tamamıyla, farklı.Fakat onlar tamamlayıcı...
çünkü ben atomlarım aynı zamanda hücrelerim.
Ben aynı zamanda makroskopik fizyolojiyim.
Hepsi doğru.Onlar gerçeğin farklı seviyeleri sadece.
Bilim ve felsefe tarafından aydınlatılmış en derin gerçek seviyesi...
bütünlüğün temel gerçeğidir.
O çekirdek-altı derin gerçeklik düzeyinde...
sen ve ben, kelimesi kelimesine,TEKİZ--
Sabah kalkarım ve bilinçli olarak günümü olmasını istediğim şekilde yaratırım.
Bazen,zihnim bütün yapmam gereken şeyleri incelerken...sakinleşip şu noktaya varmam zaman alır... gerçekte nerede isteyerek günümü yaratıyorum?
olan şu.Günümü yarattığım zaman...küçük şeylerin oluşumu bir anda gözükür... açıklanması çok zor olan...
Yaratmamın işlemi ya da sonucu olduklarını bilirim.
Ve bunu yaptıkça,beynimde daha fazla sinir ağı örerim...
bunun mümkün olduğunu kabul ettirecek... bana ertesi gün bunu yapmam için güç ve teşvik verecek.
Ek olarak,güzel ve üstün bir fırsatımız var...
Karakterimizin alçakgönüllülüğünün dokunulmazlığı ile...
o karakterin vücudumuzun içindeki üç boyutlu dünyada...
günden güne açığa çıkma işi arasındaki farkı deşifre edebilecek.
GÖREVLER
FILIPOWSKI/HUMANSKY DÜĞÜN
-Düğünlerden nefret ediyorum.
-Öğreneceğimize göre bağımlılık...
bir kimyasalın artış hissi... bezlerin ve kanalsız bezlerin tam bir karışımı ile vücutta çağlayan...
belkemiği akışkanının içinden geçerek--
bazılarının cinsel fantezi dediği bir his.
Sadece bir cinsel fantezi erkeğin ereksiyon olması için yeterlidir.
Diğer bir deyişle,burada sadece bir düşünce erkeğin ereksiyon olması için yeterlidir.
Ona bunu dışardan veren hiçbir şey yoktur.
Ona bunu veren içinde olandır.
Hey,Amanda.Orada olduğunu bilmiyordum.
Suçlu.
Bir düğün?
Frank! Bu güzel bir iş,bu şekilde görürsen.
Ne göreceğim? "Kabul ediyorum." Yaptılar işte.
Tanrım,Amanda. Geçmişinde yaşıyorsun ve seninle ilgili herşey "ne olduğu" hakkında.
Kiliselerden nefret ediyorsun.Düğünlerden nefret ediyorsun. Erkeklerden nefret ediyorsun.
Şimdi sana bir fırsat tanıyorum.
Gerek yoktu.Orada evlendim.
Biliyorum.Resimleri ben çektim hatırladın mı?
Görüşünü karartan çok fazla hatıran var.
Amanda,Amanda,Amanda.Biliyorsun,sen benim en iyi teknik fotoğrafçımsın.
Ve bazı iyi fotoğraflar istiyorum.
-Biliyor musun,senin güzel bir Polonya düğününe ihtiyacın var.Ve güzel Katolik çocuklarına dikkat et olur mu? -Papazları mı kastediyorsun?
-Hadi.Git buradan.-Güle güle.
Küçükken Tanrının ne olduğu hakkında çok fazla fikirlerim vardı.
Şimdi anlıyorum ki o kavramın ne olduğunu doğru bir şekilde anlamak için yeterince bilinçli değilmişim.
Beni yaratan,buraya getiren büyük varlıkla berabersem...
galaksileri ve evrenleri biçimlendiren,vs--nasıl dinden çıkarılabilirim? Zor değil.
Çağlar boyunca din ve çeşitli felsefi hareketlerin ürettiği problemlerin
çoğu...
başladıkları yerdeki hatalarından--Tanrının bizden farklı ve ayrı varlık oluşu...
tapmam gereken,dostluğunu kazanmam gereken,huyuna gitmem gereken...
memnun etmem gereken ve yaşamımın sonunda ondan bir ödül kazanacağımı umut etmem gereken.
Tanrı bu değildir.Bu bir küfürdür.
tanrı o kadar engin bir şeydir ki birçok bölüm...
düzenlenmiş dinle birleştirilmiş...
benim bir yerde geri çekildiğim şeydir.
Dünyaya birçok zarar veren şeydir,kadınlara,bastırılmış insanlara,Dünya Ticaret Merkezi'ne zarar veren şeydir.
Her neyse,ideal harika bir bilim var.
İsa'nın "hardal tohumu cennetin krallığından daha büyüktür"...
yorumunu en yakın açıklayan ve bu örneklemeye uyan tek bilim kuantum fiziği.
Muazzam bi |