KİŞİSEL SİTEM - "Birbirimize Hayat Yolculuğunda Yardım Etmek İçin Buradayız" ....

Tanım

Sizlerle ÖZGÜRCE bilgilerimi, duygularımı, düşüncelerimi, bazen iç dünyamı, her konuda herşeyi paylaşmak istedim.... Sizlerle gülmek de :) Dilerim Profesyonel ortamlarda yazılarımı yazdığım günler geldiğinde, bu yeni ortamlarda yine karşılaşırız ve sizlerde tekrar olumlu etkiler yaratabilirim... NEŞELİ günler... Sevgimle...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* **DÜNYANIN GELMİŞ - GEÇMİŞ EN BÜYÜK DÜNYA LİDERİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - SENİ HER GÜN SAYGIYLA ANIYORUZ ve ÇOK ÖZLÜYORUZ - Muhteşem ve Zengin bir ATATÜRK Sitesi - Profesyönel Hazırlanmış ATATÜRK Takviminden çok yararlanacaksınız
* **(1901 - 1980 yılları arasında Dünyamızı Ziyaret Etmiş) BÜYÜK Psikiyatrist Dr. ve Psikolog, Hipnoz Duayeni Milton ERICKSON'ın Hayatından Kesitler / Kendisi Psikiyatri ve Terapi Bilimine Yön vermiş Psikiyatristlerin Duayenidir / MUCİZE BİR İNSANDIR !
* **Benim Muhteşem Rol Modelim - Motivasyon kaynaklarımdan OPRAH'ım! Zengin bir site ve değerli OPRAH WINFREY'i tanıyabileceğiniz bir ortam!
* **ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
* **Teşekkürler TUNCAY ÖZKAN ! Hakettiği saygınlığa ve onura kavuşmuş; İnsanların maddi-manevi güç ve barış içinde yaşadığı; demokrasinin ve Cumhuriyetin fiilen yaşatıldığı PIRIL PIRIL - AYDINLIK - MODERN bir TÜRKİYE isteyen KAÇ KİŞİYİZ BİZ ???
* **TSK GENEL KURMAY BAŞKANLIĞI
* **TEMA Vakfı - Sayın Hayrettin KARACA !!!
* **OSHO - (1931-1990) yılları arasında dünyamızı ziyaret etmiş DEĞERLİ BİLGE Prof. OSHO / Bir deyişle lakabı ZORBA BUDA - Ondan Öğrenecek Çok Şey var - Siteden Yararlanacaksınız
* **Anthony ROBBINS - Muhteşem Başarılı bir MOTİVATÖR/YAŞAM KOÇU - Sıfırlardan ZİRVEYE Ulaşmış bir İLETİŞİMCİ - YAŞAM USTASI - Bende çok özel bir Yeri Vardır ! - (Özellikle "İçindeki Devi Uyandır" Kitabını Mutlaka Okuamak Gerek ! Gerçek bir Baş Ucu Kitabı)
* **Büyük bir Bireysel Gelişim Ustası ve Önemli Bestseller Kitapların Yazarı, değerli bir düşünür ve konuşmacı Stephen R. COVEY (Ulviliğin, Etikliğin, Erdemin SEMBOLÜ bir BİLGE)
* **M. Scott Peck çok önemli Bireysel Gelişim/Spiritualizm Alanında Bestseller Kitaplarının Yazarı (Özellikle "Az Seçilen Yol"u Mutlaka Okumak Gerek !)
* **Dr. Wayne W. Dyer - Türkiye'de herkes onun şu 2 kitabını mutlaka okumalı bence: "Hatalı Alanlarınız", "İpler Kimin Elinde(Kurban Olmamak/Kendin Olmak)" - Çünkü bu 2 kitaptaki yaklaşımlara genelde Türk insanımızın çok İhtiyacı Var
* **Robin SHARMA - İlk 'Ferrarisini Satan Bilge' Kitabıyla adını duyurmuş, genç yaşta BİLGELİK noktasına varmış bir YAŞAM KOÇU (Ultra yüksek standartlarda bir yaşamı olan, ÇOK BAŞARILI bir Avukatıyken, trafik kazasında 2 yaşındaki kızı, meleği kollarında öldükten sonra; DERİN ACISI onu önce şiddetli kaosa-dağıtmaya sonra da tüm malvarlığını satıp - paradan vazgeçip Himalaya Dağlarındaki 'Sivana Bilgelerine' sürüklemiş.)
* **NLP GRUP - NLP Practitioner Eğitimimi Aldığım ve Eğitiminden Çok Çok Memnun Kaldığım bir Eğitim Kurumu - Siteyi Gezerseniz Çok Beğeneceğiniz Çok Efektif/Etkin/Yüksek Kazanımlı Eğitimlerle Tanışacaksınız !
* **Profesyönel, ICF Akrediteli Yaşam/İŞ/Kurumsal/Bireysel KOÇ "DOST Can Deniz" - MareFidelis Koçluk ve Danışmanlık (Hem koçluk desteği, hem de Eğitimler Alabilirsiniz) - İstanbul
* **Profesyönel, ICF Akrediteli Yaşam/İŞ/Kurumsal/İlişkiler/Ebeveyn/Spritüel/Satış/Kariyer/Bireysel KOÇ "Fatoş AYVAZ" - FA COACH ACADEMY - Profesyönel Koçluk Eğitimleri ve Koçluk Desteği alabilirsiniz - ABD'nin ençok kazanan KOÇU Terri Levine'nin Koçluk Ekolünün tüm KOÇLUK Eğitimleri verilmektedir
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Değerli 'Dr. Hüseyin NAZLIKUL' ( TR'nin DÜNYA Standardında Tamamlayıcı Tıp DUAYENİ - Nöral Terapi ve Regülasyon Derneği Kurucusu - Etik/Gerçek bir TIP Adamı) - Nişantaşı / İstanbul
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Sevgili Asuman KAPLAN ALGIN (Türkiye'nin sayılı en başarılı ve en POZİTİF tamamlayıcı tıp doktorlarından - Antalya)
* **Tamamlayıcı TIP Doktorum Azem ÇOBANER - SİNYAL OZON Tıp Merkezi (Antalya) - OZON'un Muhteşem Sağlık ve Tedavi Gücüyle Tanışın.
* **Dünyada "The Secret" / SIR Adıyla Çekim Yasasını Anlatan ve Evren'in/Hayatın Sırlarını Anlatan Kitabın, Çok Yararlanacağınız Web Sitesi
* **What The Bleep Do We Know? / Ne Biliyoruz ki? Hepimizin İzlemesi Gereken Bir Film. Quantum Fiziğini ve Gerçekliği Algılamak İsteyen - MetaFiziğe Duyarlı Herkesin Ziyaret Edebileceği Zengin Bir Site!

Kategoriler


KİMİM BEN? KİŞİLİKLE ilgili ZENGİN bir ARAŞTIRMA. KİŞİLİK TİPLER





KİMİM BEN?

 


"Kişilik" dedikleri….

 

 

 

Kişilik.

 


Aynada gördüğümüz görüntülerin derinliklerinden bahsediyoruz, üzerimize giydiğimiz sıfatların ötesinden. Hani şu ara sıra zihnimizi kurcalayıp da yanıtını bulmakta zorlandığımız soru: "Ben kimim?". Çünkü ergenlikte içine girdiğimiz o zorlu kimlik arayışı dönemi sonrası hayatımızın geri kalanı da bulduğumuz kimliklerin ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçiyor. Kendimizi anlamak ve tanımakla. Peki, nedir bu "kişilik" dedikleri? Doğuştan mıdır, değişir mi? Ya da belli kalıplar çerçevesinde sınıflandırılabilir mi?

 

 

 

Kişilik ve Kültürün Kişilik Değerlendirmelerine Etkisi:

 

Farklı durumlar karşısında değişim göstermeksizin yansıttığımız düşünce, his, motivasyon ve davranışların bütünü kişilik'imizi oluşturuyor. Kişilik değerlendirmeleri ise kültürden kültüre değişim gösterebiliyor. Örneğin, Japonya'da oldukça "dışa dönük" olarak değerlendirilen bir çocuk okumak üzere İngiltere'ye gittiğinde orada oldukça "çekimser" olarak tanımlanabilir. Öyleyse kullanılan tanımlar kültürlerin değer yargılarıyla birebir ilişkili diyebiliriz. Haliyle kişilik testleri de gerek sorular, gerekse puanlandırma cetveli bakımından o dile ve kültüre "uyum/ adaptasyon" gerektiriyor.

 

 

 

 

Genlere Kulak Verecek Olursak.

 


Öyle görünüyor ki, araştırmalar bundan 2000 yıl önce Yunan fizikçi Galen'in öne sürdüğü "Kişilik kuşaktan kuşağa geçer." varsayımını destekliyor. İkiz çalışmalarında ayrı ailelerce, farklı koşullarda yetiştirilen çocuklar kişilikleri oturduğunda yanlarında büyüdükleri kişilerden çok biyolojik aileleriyle benzerlikler gösteriyor. Bu da, kişilikte genlerin parmağı olduğunu kanıtlıyor. Rakamsal olarak ise bu pay 15% ila 50% arasında değişebiliyor.

 

 

 

 

Genler tüm karakter özelliklerine aynı oranda mı etkiyor?

 

Kimi kişilik özelliklerinin kalıtımsal bağı daha yüksek. Öyle ki, kendilerini gelişimin erken dönemlerinde gösterebiliyorlar. Dışa dönüklük, aktivite düzeyi -ki bu halk arasında çocukları "hareketli" ya da "uslu" gibi sınıflandırmalar içine koymamıza yol açıyor- ve görev odaklı olma eğilimi güçlü genetik etki altındaki kişilik özellikleri olarak geçiyor. Yapılan araştırmalar sonrası en düşük kalıtımsal bağ ise dürüstlük ve yumuşak başlılık karakter özelliklerinde bulunmuş. Yani dürüst ve yumuşak başlı olma daha çok kişinin çevresel koşullarıyla şekillendiriliyor.

 

 

 

 

Kişiliğimizi Değiştirmek Mümkün mü?

 


Kişiliğin tanımına da göz atacak olursak, bir kişinin kişilik özelliklerinden bahsediyorsak farklı durumlar ve farklı zamanlar karşısında değişim göstermemelerini bekliyoruz. Ancak elbette ki bunca davranış ve seçim zenginliği değişmeyen karakter özellikleri saptamayı da oldukça zor kılıyor. Hele ki bir de cinsiyet farklılığını göz önünde bulunduracak olursak.

 

 

 

 

Cinsiyet Farklılığı Kişilikte Nasıl Bir Rol Alabilir: "Depresyon"

 

Çocukluktaki kimi depresif ipuçları yetişkinlikteki depresyona referans olabiliyor. Yani eğer ki bu depresif ipuçlarına kişilik özellikleri dersek, bu özellikler zamanla değişim göstermiyor, kalıcı yapıda oluyorlar. Ancak cinsiyet farklılığı söz konusu. Erkek çocukları için ileriki yaşlarda depresyona gönderme yapan belirtiler saldırganlık ve dürtü kontrol eksikliği iken, kız çocukları için genelde tam tersine utangaçlık, itaatkârlık ve alçak gönüllülük oluyor.


Özetle, çalışmalar genelde kişiliğin zaman ve durumlar karşısında kalıcı olduğunu gösteriyor.
Konu hakkında ortaya sürülen "Eğer. Öyleyse. Modeli" (Mischel, 1995) ise belli durumların belli düşünce, his ve davranışları tetiklediğini öne sürüyor. Bir örnekle açıklayacak olursak; A kişisi biri onu aşağılayıcı sözler söylediğinde sinirleniyor olsun. B kişisi ise eşine herhangi bir söz söylendiğinde. Sonuç olarak, her ikisi de eşit oranda "sinirli" bir karaktere sahip olsa da, bu özellikleri farklı durumlarda tetikleniyor. Bir durum (Eğer), bir karakter özelliğini tetikliyor (Öyleyse). Değişmeyen bu düşünce, his ve davranışlar da işte "kişilik" adını alıyor.

 

 

 

 

 

Etkileşimi Savunan Yaklaşımlar:

 


Kişiliğe etkileşimli bir yaklaşımdan bakacak olursak "Genler kişiliği belirler", "Çevre kişiliği belirler" gibi kalıplardan ziyade neden-sonuç ilişkilerinin çok yönlü olduğunu görüyoruz. Ekonomik ve kültürel durumlar illa ki kişiliğe etkide bulunuyor ancak bu işleyişlerin kendileri de aslında psikolojik ihtiyaçları karşılamaya yönelik oluyor. Haliyle neden-sonuç ilişkisi bir yönlü olmaktan çıkıyor.

Nasıl yani?
Örneğin, ailelerinden istismar gören çocukların mitsel semboller ya da otorite figürleri de katı ve sadistik olabiliyor. Çocuğun kafasındaki bu sadistik figürlerse kendilerini çocukların çizdikleri resimlerde ele verebiliyorlar.

 

 

 

Bir Kişilik Modeli: Myers-Briggs

 


Kendi modeli üzerinden geliştirilen Myers-Briggs Kişilik Testi Türkiye'de de çeşitli alanlarda kullanılıyor. İsterseniz gelin, şimdi hep beraber bu modele bir göz atalım.
Myers-Briggs Kişilik Modeli genel hatlarıyla 4 ana sorudan güç alıyor:

 

 

 

 

1.)          ENERJİNİZİ YÖNLENDİRDİĞİNİZ İLK KAYNAK NERESİ OLUR?

 

 

Aktivite ve Dil Üzerinden
Dış Dünya:

Düşünce ve Duygular
Üzerinden İç Dünya:

DIŞA DÖNÜK

İÇE DÖNÜK

SOSYAL

SAKLI

DIŞA VURUMCU

SESSİZ

GENİŞ

DERİN

İLETİŞİM

KONSANTRASYON

DÜŞÜNCEDEN ÖNCE EYLEM

EYLEMDEN ÖNCE DÜŞÜNCE

 

 

 

Her ne kadar bu iki özelliği dengede tutmamız sağlıklı kabul edilse de, günlük hayat içerisinde mutlaka birine daha yönelimli oluyoruz.

Bu iki kişilik özelliğini birbirinden ayıran en önemli özelliklerinden biriyse kişinin önce düşünüp sonra mı davrandığı yoksa davranıp daha sonra mı düşündüğü. Ancak buna karar verebilmek için kişinin tamamıyla özgür olduğu durumları ele almak gerekiyor. Aldığı eğitimin, kültürün etkide bulunamayacağı, çevresel koşulların söz konusu olmadığı durumlardan bahsediliyor. Örneğin, öncesinde herhangi bir seçimi dolayısıyla ödül ya da ceza almamış olduğu durumlar.

 

Örneğin.


Yirmi katlı bir binada bir yangın çıktı diyelim. Tüm çalışanların binadan hemen çıkmaya çabalaması, önce düşünme eylemini seçmedikleri için hepsinin dışa dönük olduğunu göstermiyor. Ya da bir yapboz çözerken önce düşünüp sonra parçaları yerleştiren herkesin içine dönük olduğunu söylenmiyor. Çünkü bu şartlar, tıpkı yukarıda da bahsettiğimiz üzere kişinin özgür seçimlerinden ziyade farklı etmenlerin etkisi altında.

 

 

 

 

2.) BİLGİYİ NE ŞEKİLDE İŞLEMEYİ TERCİH EDERSİNİZ?

 

 

Bilinen Gerçekler
ve Tanıdık Kavramlar Üzerinden

Yeni Olasılıkları
ve Fark Seçenekleri de Hesaba Katarak

DUYUMSAL
"OLASILIKLAR"

SEZGİSEL
"GERÇEKLER"

DENEYİM

YENİLİK

ŞİMDİ

GELECEK

UYGULANABİLİRLİK

İLHAM

GERÇEKÇİ

İDEALİST

VAR OLANI KULLANAN

DEĞİŞİM YARATAN

 

 

 

2.)          KARARLARINIZI NASIL ALMAYI TERCİH EDERSİNİZ?

 

 

Mantıksal ve Nesnel Değerlendirmeler Üzerinden

Kişisel Değerleri Göz Önünde Bulundurarak

DÜŞÜNCE ODAKLI

HİS ODAKLI

ANALİZ EDEN

HİSLERİNE GÜVENEN

NESNEL

ÖZNEL

MANTIKSAL

KİŞİSEL

ELEŞTİRİCİ

TAKDİR EDİCİ

GÖZLEMCİ

KATILIMCI

KANIT TEMELLİ KARARLAR ALAN

DEĞERLER ÜZERİNDEN KARARLAR ALAN

UZAĞI GÖREN

ŞİMDİYİ GÖREN

 

 

 

3.)          HAYATINIZI NASIL DÜZENLEMEYİ TERCİH EDERSİNİZ?

 

 

Planlı Kararlar Alıp
Nereye Gittiğinizi Bilerek

Yol Aldıkça Hayatı Keşfedip
Değişimlere Açık Olarak

YARGILAYICI

ALGISAL

KAPALI

AÇIK

KARARLAR ALAN

KEŞİFLER YAPAN

YAPISALCI

ANLAMSALCI

DÜZENLEYİCİ

SORUŞTURAN

KATI

ESNEK

KONTROLCÜ

AKIŞA BIRAKAN

 

 

 

Myers-Briggs Modeli'nde dört sorunun yanıtı olan bu sekiz öğe birbirleriyle eşleştirilerek 16 adet kişilik özelliği belirleniyor. Bu kişilik özellikleri ise şöyle sıralanıyor:

 

 

 

Myers-Briggs Modeli'ne Göre 16 Farklı Kişilik Tipi:

 

 

1.) Dışa Dönük/ Duyumsal/ Düşünce Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (yönetici)

 


Enerjisini dış dünyadaki eylemlerden alan bu kişiler bugünü ve var olan gerçekleri göz önünde bulundurarak hayatlarını mantıksal temeller üzerinde düzenliyorlar. Sonuç olarak, karşılaştıkları problemleri sınanmış ve güvenilir yöntemler üzerinden çözmeye çalışıyorlar. Kavramlar ve stratejiler üstünde zaman harcamak yerine ayrıntılara takılmayı tercih ediyorlar.

 

 

 

2.) İçe Dönük/ Sezgisel/ His Odaklı/ Algısalcı Tip: (mücadeleci, avukat)

 

Bu grup, enerjisini kendi iç dünyalarındaki düşünce ve duygulardan alıyor. Kararlarını genellikle kendi kişisel değerleri üzerinden alan bu kişiler, özellikle de diğerleri söz konusu olduğunda farklı seçenek ve olasılıkları değerlendiriyorlar. Belirecek yeni bakış açılarına karşı hayatlarını esnek tutuyorlar. Sessiz ve yaratıcı oluyorlar. Çevrelerindeki insanlara arşı gizli bir sıcaklık hisseden bu kişiler gerek kendilerinin gerekse diğerlerinin sürekli bir gelişim ve olgunlaşma içerisinde olduğunu görmek istiyorlar.

 

 

 

 

3.) Dışa Dönük/ Duyumsal/ His Odaklı/ Algısalcı Tip: (heykeltıraş)

 

Dış dünyadaki eylemler ve konuşulanlardan enerjisini alan bu grup, genellikle de açık anlamlar ifade eden gerçeklerle ilgilenmeyi tercih ediyorlar. Arkadaşlık kurmaktan büyük keyif alan bu kişiler önceliği "şimdi"ye veriyor. Hayatlarını esnek tutuyorlar ve o an içinde oluşabilecek her duruma o anda karşılık veriyorlar. Hayattan zevk almaya bakıyorlar ve kolaylıkla yeni arkadaşlıklar kurabiliyorlar. Yangın gibi bir anda belirebilecek sorunlara karşı acele çözümler üretebiliyorlar.

 

 

 

4.) İçe Dönük/ Sezgisel/ Düşünce Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (yenilikçi/ öncü)

 


Güçlerini kendi iç dünyalarından alan bu kişiler, geleceğe yönelik farklı seçenekleri değerlendirmeyi ihmal etmiyorlar ve sorunlara nesnel çözümlerle yaklaşmayı tercih ediyorlar. Genellikle hayatlarını mantıksal çerçevelerin içine oturtuyorlar. Uzun süreli hedefler koyarak hayatlarını bu hedeflere ulaşmak üzere düzenliyorlar. Gerek kendilerine gerekse diğerlerine karşı eleştirel yaklaşma eğiliminde oluyorlar. Planlarıyla ilgili her ayrıntıyı göz önünde bulundurabilecek derecede bilgili oluyorlar.



5.) Dışa Dönük/ Duyumsal/ His Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (antrenör)

 


Enerjilerini dış dünyadaki eylem ve sözlerden alan bu kişiler karar verme aşamasında kendi kişisel değerlerini ilk planda tutuyorlar. İnsanlara karşı oldukça sıcak olan bu grup, onlarla beraber vakit geçirmeyi ve arkadaşlarıyla beraber uyumlu ilişkiler sürdürmeyi çok seviyor. Hatta arkadaşları, onların hayatında önemli bir yer tutuyor. İnsanlara karşı kendilerini öylesi sorumlu hissediyorlar ki, toplumsal görev dağılımında üzerlerine düşen görevi özenle yerine getirmeye çalışıyorlar.

 

 

 

6.) İçe Dönük/ Sezgisel/ Düşünce Odaklı/ Algısalcı Tip: (bilim insanı, mühendis)

 


Güçlerini kendi iç dünyalarından alan bu kişiler, kararlarını mantıksal temellere dayandırıyorlar. Yeni seçenekler belirir belirmez hayatlarını bu doğrultuda esnetebiliyorlar. Belli bir noktaya kadar sessiz ve uyumlu olabiliyorlar. Rutin olana ayak uydurmaktansa her türlü gelişime yol açabilecek değişimlerin peşinden gidiyorlar. En başarılı oldukları alan, zeka ve bilgi birikimi gerektiren karmaşık problemler oluyor.

 

 

 

7.) Dışa Dönük/ Sezgisel/ His Odaklı/ Algısalcı Tip: (kâşif,avukat)

 


Seçenekleri kendi kişisel değerleri üzerinden değerlendiren bu grup, enerjisini dış dünyada olup bitenlerden alıyor. Ortaya çıkabilecek yeni bakış açıları ve seçeneklere karşı hayatlarını esnetebiliyorlar. Yaratıcı olan bu kişiler, insanlara yararlı olabilecek yeni seçenekler denemeyi seviyor. Her ne kadar ayrıntı ve planlar üzerine fazla kafa yormasalar da ortada genel bir hedefin bulunduğu deney ve çeşitlilik içeren işlerle uğraşmaktan büyük keyif alıyorlar.

 

 

 

8.) İçe Dönük/ Duyumsal/ Düşünce Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (bakıcı/ müdür)

 


Enerjilerini kendi iç dünyalarındaki düşünce ve duygulardan alan bu kişiler, kararlarını genellikle pek çok seçeneği değerlendirdikten sonra alıyorlar. Hayatlarını mantık üzerine kuran bu grup genellikle sessiz ve ciddi bir yapıda oluyor. Hayat karşısında iyi bir gözlemci olduklarından farklı durumlara karşı iyi bir anlayış geliştirmiş oluyorlar.





9.) Dışa Dönük/ Duyumsal/ Düşünce Odaklı/ Algısalcı Tip: (heykeltıraş)

 


Genellikle nesnel olarak gördüğü gerçeklerle ilgilenmeyi seven bu grup enerjisini dış dünyada konuşulanlardan ve olup biten eylemlerden alıyor. Kararları mantıksal temellere oturuyor. Kendi ilgi alanlarına giren pek çok aktiviteyi de barındıran esnek bir yaşantıları oluyor. Genellikle uygulama gerektirecek işlerde çalışmayı seviyorlar.

 

 

 

10.) İçe Dönük/ Sezgisel/ His Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (yenilikçi/ öncü)

 


Özellikle de diğer insanları da ilgilendirebilecek farklı seçenekler üzerine düşünmeyi seven bu kişiler, enerjilerini kendi iç dünyalarından alıyorlar. Hayatlarını kişisel temeller üzerinde düzenliyorlar. Genellikle hayata dair özel bir hedef belirliyor ve bu hedefe ulaşabilmek için durmadan çalışıyorlar. Diğer insanların da büyüyüp olgunlaşmaları için yardım etme gönüllüsü oluyorlar.

 

 

 

11.) Dışa Dönük/ Sezgisel/ His Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (antrenör)

 


Özellikle de diğer insanları da ilgilendirebilecek farklı seçenekler üzerine düşünmeyi seven bu kişiler, enerjilerini dış dünyadan alıyorlar. Hayatlarını genellikle kişisel temeller üzerinde düzenliyorlar ve sevdikleri insanlarla uzun soluklu ilişkiler kurma ve sürdürme yanlısı oluyorlar. Oldukça sosyal olan bu grup, hislerini diğerlerine kolayca yansıtabiliyor. Ancak özellikle de sosyal ilişkilerine zarar verebilecek eleştirilere karşı katı olabiliyorlar. İnsanlarla etkili bir şekilde çalışabiliyorlar.

 

 

 

12.) İçe Dönük/ Duyumsal/ Düşünce Odaklı/ Algısalcı Tip: (bilim insanı)

 

Enerjisini kendi iç dünyasından alan bu kişiler, kararlarını mantıksal çerçeveler içinde alıyorlar. Dünyanın nasıl işlediğini anlayabilmek adına yeni, pratik bilgiler edinebilmek amacıyla hayatlarını çoğunlukla esnek tutuyorlar. Oldukça sessiz ve uyumlu olabiliyorlar. Neyin nasıl çalıştığına dair oldukça meraklı olan bu kişiler, kimi zaman şaşırtıcı fikirlerle insanların karşısına çıkabiliyorlar.

 

 

 

13.) Dışa Dönük/ Sezgisel/ Düşünce Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (yönetici/ şef)

 

Enerjilerini dış dünyada olup biten olaylardan alıyorlar. Kararlarını, pek çok eylemin sonuçlarını değerlendiriyorlar. Hayatlarını mantıksal çerçevelere oturtuyorlar. Genellikle nesnel yöntemler tercih eden yönetici rolleri üstleniyorlar. Yüksek standartlar koymayan ya da yaptığı işlerde başarılı olamayan insanlara karşı tolerans gösteremiyorlar.

 

 

 

 

14.) İçe Dönük/ Duyumsal/ His Odaklı/ Algısalcı Tip: (mücadeleci)

 


Enerjilerini genellikle kendi duygu ve düşünce dünyalarından alan bu kişiler, kendi kişisel değerleri çerçevesinde kararlar almayı tercih ediyorlar. Sessiz ve arkadaş canlısı bu grup, kalabalık arkadaş gruplarından ziyade küçük sayılı arkadaşlıkları tercih ediyor. Diğerlerine karşı kollamacı bir tutumla yaklaşıyorlar. Genellikle "şimdi"nin keyfini çıkarıyorlar ve grup çalışmalarında grup için oldukça destekleyici bir üye olabiliyorlar.

 

 

 

15.) Dışa Dönük/ Sezgisel/ Düşünce Odaklı/ Algısalcı Tip: (kâşif, mühendis)

 


Enerjisini dış dünyadaki eylem ve konuşulanlardan alan bu grup, kararlarını mantıksal çerçeveler içerisinde alıyor. Uyumlu olabilme eğilimi gösteren bu kişiler yeni düşünce ve ilgi alanlarına odaklanabiliyorlar. Özellikle de eğer ki bu yenilikler onların yeteneklerini geliştirecekse. Yaratıcı efor gerektiren problem çözümlerinde başarılı olabiliyorlar.

 

 

 

16.) İçe Dönük/ Duyumsal/ His Odaklı/ Yargılayıcı Tip: (bakıcı/ müdür)

 


Enerjilerini kendi iç dünyalarından alan bu kişiler, karar verirken kendi değerlerini göz önünde bulunduruyorlar. Sevdikleri kişilerle sosyal ilişkiler kurmaktan büyük zevk alıyorlar. İnsanları gözlemleyen, sessiz bir yapıları oluyor. Onlara uygulama alanında hizmet verebilecek işlerde çalışmayı seviyorlar. Diğerlerinin ne düşünüp hissettiğine büyük önem veriyorlar.

 

 

Kaynak: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/psikoloji/kimim.htm

 

 




Tarih: 06:27, 17/6/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ÖĞRENME SORUNU OLANLAR, BÖYLE PROBLEMİ OLAN ÇOCUKLARIN EBEVEYNLE



 

ÖĞRENME STİLİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?





“Geleceğin cahili okuyamayan değil; nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır.”
A. Toffler

 

 



 

Öğrenme Stili:

 

 


İnsan olmanın en önemli çekirdeğini oluşturan öğrenme stili(tarzı); öğrenirken ve başkaları ile iletişimde bulunurken insanlar arasındaki benzerliklerin yanında, insanın kendine özgülüğünü de gösterir. Bu kendine özgülük, bireyin öğrenmeye hazırlanma, öğrenme ve hatırlama aşamalarında diğerlerinden farklı yollar kullanmasıdır. Öğrenme stili; yürürken, oynarken, konuşurken, yazarken, otururken, yatarken yaşamın her anında ve her boyutunda bireyin davranışlarını etkiler. Düşünmeyi ve öğrenmeyi öğrenmenin temel basamaklarından biri olan öğrenme stillerini, öğrenciler, öğretmenler, yöneticiler ve ana-babalar başta olmak üzere tüm ilgililerin bilmesin de yarar vardır. Çünkü, öğrenme stillerinin bilinmesi, yaramaz ve başarısız olarak görülen pek çok öğrencinin stilleri bilinmediği ve dikkate alınmadığı için istenmeyen davranışlar gösterdiğinin de anlaşılmasını sağlayabilir. Büyük ölçüde doğuştan gelen bu karakteristik özelliklerin; aile, uzman ve okul işbirliği ile küçük yaşlarda belirlenmesi gerekir. Bu işbirliği sayesinde çocuk, okulöncesi eğitim döneminden başlanarak daha rahat ve anlamlı bir yaşama hazırlanabilir.


 

Öğrenme sitilleri bakımından insanları görsel, işitsel, dokunsal olarak üç grupta toplayan çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalardan birini yapan Grinder’e göre her 30 kişiden 22’si (%73) bu üç özelliğin ikisine, bazen de üçüne sahiptir(1). Görüldüğü gibi, her insan bunlardan biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine, üçüne farklı derecelerde sahip olabilir. Bir insanın ağırlıklı olarak, işitsel( İ ) öğrenme stiline sahip olduğunu kabul edersek, aynı kişi farklı derecelerde de olsa görsel ( G ) ve dokunsal ( D ) olabilmektedir. Nitekim insanların çoğunluğunun birden fazla öğrenme stiline sahip olduğu söylenebilir. Öğrenme stillerinden yalnız birine( görsel, işitsel, dokunsal ) sahip olanların, genel nüfus içinde çok az olduğu varsayılmaktadır. Kuşkusuz, her sınıfta yalnız bir öğrenme stiline sahip bir ya da iki öğrenci olabilir. Bunlar içinde en fazla dokunsallar problem olarak görülmekte evde ailelerini, okulda öğretmenlerini üzmektedirler. Asıl sıkıntıyı ise bu çocuklar yaşamakta; aile ve öğretmenler tarafından hiperaktif oldukları sanılmakta ve uzmana başvurulmaktadır. Çok hareketli olduğu görülen her çocuk hiperaktif değildir. Çocuğa dokunsal etkinlikler uygulanmasına rağmen eğer öğrenemiyorsa, işte o zaman uzmandan yardım istemek gerekir.


 

Bireyin bebeklik, çocukluk, öğrencilik, yetişkinlik dönemlerindeki davranışlarının gözlenmesiyle, öğrenme stilinin göstergesi olabilecek ipuçları bulunabilir. Bireyin her gelişim döneminde öğrenme stili bakımından güçlü ve zayıf olduğu yönler görülmektedir. Burada fazla ayrıntıya girmeden öncelikle ana-babaları ve öğretmenleri genel olarak bilgilendirmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öğrenme stilleri, aşağıda kısaca açıklanmıştır.




Görseller:

 


Özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdirler. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Önce çalışma ortamlarını kendilerine göre düzenlerler, sonra çalışmaya başlarlar. Çalışma masalarındaki araç ve gereçler için ( kalem, silgi, kalemtıraş, makas, zımba vb.) sabit yerler belirlerler ve onları hep aynı yerde tutarlar. Çalışma odaları, okuldaki dolapları, çantaları hep düzenlidir. Yazmayı pek sevmeseler de defterlerinin köşeleri kıvrılmasın diye gerekli önlemleri almışlardır. Bu nedenle ana-baba ve öğretmen tarafından taktir edilirler.


 

Görseller, öğretmenin ya da bir öğrencinin konuyu sunması/ anlatması olan düz anlatım yönteminin uygulanması durumunda, çabuk sıkılırlar ve dersten yeterince yararlanamazlar. Bunlar, derste işlenen konuyla ilgili öğrendiklerini gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar. O nedenle öğretmenler, her öğrencinin değişik oranlarda da olsa görsel öğrenme stiline sahip olduğunu düşünerek ve konuyla ilişkisini çok iyi kurarak harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog vb. görsel araçlar kullanmalıdır.


 

 

İşitseller:

 


Ses ve müziğe karşı daha duyarlıdırlar. Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar; sohbet etmeyi, birileriyle beraber çalışmayı severler. Konuşma ve dinleme becerileri gelişmiştir. Çoğunlukla ahenkli ve güzel konuşurlar. Özellikle İlköğretimin ilk sınıflarında kendi kendilerine konuştukları için, öğretmeni pek dikkatle dinleyemezler. İşittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu özellikleri nedeniyle öğrenme oranları azalır. Sessiz okuma çalışmalarından pek yararlanamazlar; o nedenle, kendilerinin duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmesi gerekir.


 

Konuşarak, tartışarak ve başkalarının sözlü sunularını dinleyerek daha iyi öğrenirler. Dinlemenin yanında konuşma fırsatı da verildiği için, derslerde grup çalışması gerektiren yöntem ve teknikler uygulandığında pek mutlu olurlar. Dil ve yabancı dil derslerinde daha başarılıdırlar.


 

 

Dokunsallar:

 



Bunlar oldukça hareketli, adeta sınıftaki yerlerinde duramayan çocuklardır. Hareket etmek için, kapıyı kapama, pencereyi açma, tebeşir getirme, tahtayı temizleme gibi görevleri hep kendileri yapmak isterler. Uzun süre yerlerinde oturup dinlemeye/çalışmaya zorlanırlarsa hem dersten bir şey anlamazlar, hem de disiplin problemleri ortaya çıkabilir. Geleneksel öğretim anlayışı gereği Düz anlatım ve yazı tahtasının kullanımına dayalı geleneksel eğitim uygulamalarından en az yararlananlar onlardır. Bu nedenle, haylaz, tembel, geri zekalı, ve istenmeyen öğrenci/arkadaş olarak damgalanabilirler.


 

Derslerin düz anlatım yöntemiyle işlenmesi veya bununla birlikte göze hitap eden araç gereçlerin kullanılması dokunsal öğrencinin öğrenmesine yeterince katkı sağlamaz. Bir başka ifadeyle, anlatımla birlikte harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog gibi görsel araçlar kullanılarak derse renk ve canlılık katılması onların öğrenmesini beklenen ölçüde etkilemez. Kalıcı bir öğrenme için, ellerini kullanabilecekleri öğrenme ortamına ihtiyaçları vardır. Dokunsallar, derslik yerine laboratuar, okul bahçesi, uygulama alanı gibi ortamlarda yaparak yaşayarak daha iyi öğrenirler.



 

 

Yapılması gerekenler:

 



Öğrenme stillerinin bilinmesi, evde ve okulda çocuğa nasıl davranmamız gerektiğine ilişkin önemli ipuçları verir. Ana-babalar ve öğretmenler çocukları gözlemeli, hatta öğretmenler yalnız gözlem yapmakla yetinmemeli “öğrenme stillerini belirleme listesi” kullanarak öğrencilerinin öğrenme stillerini daha nesnel olarak belirlemelidirler. Kuşkusuz, her insanın görsel, işitsel, dokunsal öğrenme stillerinden sadece birine sahip olması gerekmez. Çoğunlukla biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine ya da üçüne sahip olunabilir. Yalnız görsel(YG), yalnız işitsel(Yİ), yalnız dokunsal(YD) öğrenme stiline sahip bir öğrenci ve ailesi geleneksel eğitim (ülkemizde olduğu gibi öğretmen merkezli ve ezber ağırlıklı öğretme/öğrenme) anlayışının hakim olduğu okullarda önemli sorunlarla karşılaşabilir. Çünkü geleneksel eğitimde öğretmen aktif, öğrenciler pasiftir. Böyle bir ortamda, YD öğrenciler hareketlilikleri nedeniyle arkadaşlarını rahatsız eder ve sınıfın düzenini bozarlar. Yİ öğrenciler sessiz okuma yaptırıldığında sıkıntıya düşebilirler. YG öğrenciler ise, diğer iki gruptakiler kadar sıkıntı çekmezler. Her öğrenme stilindeki öğrencilerin de dersten yararlanabilmesi için, okullarımızda öğrencinin aktif, öğretmenin rehber olduğu, öğrenci merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırmak gerekir. Öğrenci merkezli eğitim, oldukça fazla sayıda yöntem, teknik ve öğrenme/ öğretme uygulamasıyla gerçekleştirilebilir. Kubaşık(işbirlikli) öğrenme, proje temelli öğrenme ya da başka bir örnek olarak “Senaryo Temelli öğrenme” uygulaması verilebilir.


 

 

 

Senaryo temelli öğrenme:

 



Öğrencinin ilgisini çeken, ona anlamlı gelen, düşünmesini ve araştırmasını sağlayan, arkadaşlarıyla birlikte çalışma becerisini geliştirmeye yönelik içerikteki senaryolar, her öğrenme stilindeki öğrencileri aktif hale getirerek onlara birlikte ders işleme imkanını vermektedir. Senaryo gereği öğretmenin anlatması gerekenler varsa, bu kesinlikle 10 dakikayı geçmemelidir. Çoğu kez ders ünite ve konularından ya da bunların bir boyutundan adını alan senaryolar geliştirilirken en azından şu sorulara (ölçütlere) cevap aranmalıdır.

 

 

 

Senaryo; 1-Dersin ve konunun hedeflerine uygun mu? 2- Öğrencinin seviyesine uygun ve ilgisini çekiyor mu? 3- Bütün öğrencileri eğlendirici ve aktif hale getirici mi? 4- Öğrenciyi aktif, öğretmeni rehber duruma getiriyor mu? 5- Öğrencileri bilgilerini kullanırken düşündürüyor mu? 6- Öğrenciye günlük ve mesleki yaşamında kullanabileceği beceriler kazandırıyor mu?


 

 

Sosyal Bilgiler ve Fen Bilgisi derslerine ait iki örnek senaryo(2):
Konu: İstanbul'un Fethi
Sınıf Derecesi: Değişik sınıflarda uygulanabilir
Önceden haber verilen öğrenciler, derse birer gazete getirirler. Sınıfta 3'lü gruplar oluşturularak her grubun bir sayfalık gazete çıkarmaları istenir. Gazete Fatih'in İstanbul'u feth ettiği günlerde çıkacaktır. Tüm haberler, makaleler, ilanlar, reklamlar, fiyatlar o günün şartlarına göre düşünülüp yazılacaktır. Öğrenciler hazırladıkları yazıları büyük bir kağıda yapıştırırlar. Hazırlanan gazete ilk önce gruplar tarafından okunur daha sonra ise tüm okulda sergilenir.
Not:
Öğrencilerin gazete getirmelerinin sebebi bu gazetelerin kendilerine yardımcı olması içindi. Bu senaryo ilk geliştirildiğinde öğrencilere gazete inceleme kriterleri verilmişti; fakat senaryo uygulandıkça kriter verilmeyen öğrencilerin daha kolay işi yaptıkları gözlendi. O nedenle onlara niçin gazete getirdikleri (sorulmadıkça) söylenmemeli ya da getirdikleri gazeteleri incelemeleri gerektiği gibi bir yönlendirme yapılmamalıdır.


 

 

Konu: Evsel atıkların geri kullanımı konusundaki eğilimlerin belirlenmesi
Sınıf derecesi : Her sınıfa uyarlanabilir
Evsel atıkların oluşturduğu çöp dağlarının azaltılması ve yeryüzünün azalan kaynaklarının pervazsızca yok edilmesini önlemek amacıyla kağıt, cam, metal gibi maddelerin fabrikalarda işlenerek yeniden kullanılabilir ürünler olarak bize sunulmasının önemi son yıllarda belirgin bir şekilde artmıştır. Yeniden kullanılabilir evsel atıkların, bu atıkları ortaya çıkaranlarca ayrılıp uygun yerlere gönderilmesi/verilmesi bu işlemin olmazsa olmaz basamağıdır. Oysaki evsel atıkların ayrı tutulması fazladan bir iş gücüdür. İnsanların bu işe zaman ve enerji harcamaları için bu bilince ulaşmaları gerekmektedir. Acaba çevremizde yaşayanlar bu bilince ne kadar ulaşmışlardır? Bu bilinci kazanmaları için neler yapılmalıdır?
Çevrenizde yaşayan insanlarla mülakat yapınız. Anketler hazırlayarak uygulayınız. Çevrenizde yaşayan insanlar evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda ne düşünüyorlar? Böyle bir çaba içerisindeler mi? Niçin bazı insanlar bu işi kendilerine vazife edindikleri halde bazıları hiç aldırmamaktadır? Bu insanların eğitim düzeyleri ve gelir düzeyleri bu davranış farklılığında bir etken midir? Başka hangi etkenler böyle bir farklılığa neden olmaktadır? Evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda duyarsız olanlar bu tavırlarının nedenleri olarak ne söylemekteler? Böyle bir enerji ve zaman ayırmaları için ne yapılmasını beklemekteler? Zorlamayla bu iş yaptırılabilir mi? Yoksa insanlar ikna mı edilmeliler? Bu konuda çevrenizde bir kampanya var mı? Varsa ne derece etkili olmaktadır?
Bu araştırmanın sonuçlarına göre siz de çevrenizde evsel atıkların yeniden kullanılması konusunda bir kampanya programı geliştiriniz ve uygulayınız.


 

 

Senaryo temelli bir dersin sonunda, öğrencinin işine yarayacak bir ürünün ortaya çıkması, onun derse güdülenmesi, dersleri sevmesi ve gördüğü eğitimi benimsemesi, bakımından çok anlamlı olacaktır. Bu ders ürünü; bir poster, bir grafik, bir gazete, bir araç ya da yaşantısındaki bir problemin çözümü, yaşanılan çevreye bir katkı sağlama vb. şeklinde olabilir.

 

 

 




Tarih: 23:07, 11/6/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

NASA'nın yeni ortaya çıkan raporu. Kötü bir kehanet gibi rap



NASA'nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...


Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

Raporda, Güneş'te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya'da yaratacağı etkiler ise "kötü bir kehanet" ya da bir korku filmi senaryosundan farksız...

Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya'daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

NASA'nın Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'yle ortaklaşa hazırladığı raporda, Güneş'te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya'daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya'nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği kaydedidildi.

Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859'da yaşanan "Carrington Olayı" olduğu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın Kuzey Amerika, İskandinavya, Avrupa ve
Çin üzerinde on yıllarca onarılamayacak tahribata yolaçabileceğini söylüyor.

Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya'da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri'ne dönüş yaşayacağı öngörülüyor. NASA'nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012...




Tarih: 02:57, 28/5/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Norveç'te her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme



Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl'ın açıklamaları:



Norveç'in kuzeyindeki Spitsbergen adasında "Svalbard Küresel Tohum Deposu" adı verilen ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı.
Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu'na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna "kıyamet tohum deposu" da deniyor.
Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.
Bu depo projesinin ardında, Tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin "dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme" planları var. 
Nisan 2009'da Türkçe'ye çevrilen "Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar" adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile söyleşiden bölümler:
- Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun yöneticileri kimler?
Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var.
Roma'da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998'e dek New York merkezli Nüfus Konseyi'nin de (Population Council) başkanıydı.
Bu konsey John D. Rockefeller'ın nüfusu düşürmek amacıyla 1952'de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation'a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD'nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation'ın da kurul başkanıydı.
- Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun finansörleri kimler?
- Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika'daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft'un kurucusu Bill Gates!
- Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD'li DuPont / Pioneer Hi-Bred!
- Yine bir ABD'li GDO devi Monsanto!
- İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!
- 1970'lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla "Yeşil Devrim" diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!
- ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada'dan da devlet fonları aktarılıyor.
Yani özetle, GDO'lu tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.
Dünyanın pek çok ülkesinde "zaten var olan" tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard'a muhtaç kalınacaktır?
Ebu Garib tohumları nerede?
- Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?
Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak'a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib'de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard'da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.

Tarih: 21:57, 15/5/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

GDO=Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar + İntihar eden ve intiha



1
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar
++++++++++++++++++++++++++++++
 
Gerek aynı, gerek farklı türlerden gen aktarımı yapılarak üretilen ürünlere Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) diyoruz.
 
Genlere bu müdahale, tarımda bazı sakıncalar yarattı. Şöyle ki:
 
Örneğin domatesin daha serin iklimlerde yetişmesi için kuzey denizinde yaşayan bir balığın antifriz geni domatese aktarılırsa, bu balığa karşı alerjisi olan biri bu domatesi yadiğinde alerjik reaksiyon gösterebilir.
 
Viyana Üniversitesi'nin yaptığı bir çalışmada, GDO larla beslenen fareler üç - dört nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettiler.
 
Rusya Bilimler Akademisi'nde yapılan bir araştırma sonucunda, GDO larla beslenen farelerin yavrularının %56 sı üç haftalık iken öldüler.
 
İtalya Ulusal Enstitüsü'sünde yapılan araştırmada, GDO'ların farelerin bağışıklık sisteminde tahribat, kan yapısında bozulma, tüm iç organlarda küçülme gibi sonuçlara yol açtığı gözlemlendi.
 
2
Antibiyotiklere direnç oluşuyor
++++++++++++++++++++++++++
 
Bundan başka, GDO'larda antibiyotiklere dirençli genler kullanılıyor.
Bu gıdaları yiyenlerde antibiyotiklere karşı direnç oluşuyor.
Amerika'da, her yıl,  antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaçların tesir etmediği on binlerce kişi hayatını kaybediyor.
 
3
Şirketler yalan söyleyip zengin oluyor
++++++++++++++++++++++++++++++++
 
GDO'lu tohumların üretimini ABD şirketleri yapıyor
Şirketler, GDO'lu tohumları satabilmek için, bunların verimi arttıracağını ve açlığa çare olacağını söylediler.
Halbuki aradan geçen 13 yıllık sürede dünyadaki açların sayısı 850 milyondan 1 milyara yükseldi.
Amerikan Tarım Bakanlığı'nın resmi verilerine göre GDO'ların verimi arttırmadığı görülüyor.
O halde neden tohumların genetiği değiştiriliyor?
11
GDO'lu bitkiler, yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçlarından etkilenmiyor
22
Haşarat o ürüne zarar veremiyor. Ürün zehir salgıladığı için yemeye kalkan böcek ölüyor.
 
4
Yerli tohumlar yok oluyor
+++++++++++++++++++++
 
Bir müddet sonra verim azalmaya başladığı halde, çiftçi, GDO'lu tohumdan vazgeçemiyor.
Çünkü 2006'da çıkarılan bir yasaya göre çiftçi, kendi geliştirdiği tohumu ticari amaçla kullanamayacak
Ve, kendi ihtiyacı üzerinde tohum bulundurursa 10 bin lira ceza ödeyecek.
Böylece yerli tohumlar sınırlandırılacak ve giderek yok olacak.
Bundan başka, genetiği değiştirlmiş ürün, tozlaşma yoluyla, komşu tarlalardaki normal ürünlerin de genetiğini değiştirebiliyor.
Şirket bunu tesbit ettiğinde, "Bana telif hakkı ödemeden benim GDO'mu kullanmışsın" diyerek bir şeyden haberi olmayan çiftçi aleyhine dava açabiliyor.
 
5
Çiftçi istese bile GDO lu tohumdan vazgeçemiyor.
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Örneğin GDO'lu soya ektiğinizde, ilacını kullanınca, soya dışındaki tüm bitkiler ölüyor.
Daha sonra soyadan vazgeçip örneğin buğday ekmeye kalktığınızda, toprağa sinmiş olan soya ilacı sizin buğdayınızı düşman olarak algılayıp öldürüyor.
Bir kere GDO'lu bir ürünü ekmeye başladınız mı, ilanihaye aynı ürünü ekmek zorunda kalıyorsunuz.
Yani elinizi verdiğinizde kolunuzu değil, tüm vücudunuzu kaptırıyorsunuz.
 
6
GDO'lu ürünler hangileridir
+++++++++++++++++++++++
 
Şu anda dünyada genetiği değiştirilmiş 4 ürün var:
Mısır, soya, kanola ve pamuk.
Ancak mısır ve soya işlenmiş olarak yaklaşık 1600 gıda maddesinin içinde mevcut olduğu için, GDO'lu ürün yemediğinizden emin olamazsınız.
 
 
7
İntihar eden tohumlar
++++++++++++++++++
 
Tohumlar intihar ettiği için, yani GDO'lu üründen tohum elde edemediğiniz için, tohumu her sene şirketten almak zorundasınız.
 
8
İntihar ettiren tohumlar
+++++++++++++++++++
 
İlk intihar olayları Hindistan'da görüldü. Şirketler GDO'lu tohumların fiyatlarını acımasız bir şekilde yükseltince, bu tohumlara mahkum kılınmış çiftçiler arasında yaygın intihar olayları görülmeye başlandı.
 
 
+++++++++++++++++++++++
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ile yapılan söyleşiden alıntıdır.
Aydınlık, 1 Mart 2009
+++++++++++++++++++++++


Tarih: 14:47, 13/5/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

HARVARD ÜNİVERSİTESİ TARAFINDAN HÜCRE İÇİNDE YAPILAN BİR VIDEO Ç



Göz ile görünmeyen hücrenin icinde kainat basli basina yasiyor
 
 

 
 ASAGIDAKI WEB ADRESINDE HARVARD UNIVERSITESI TARAFINDAN HUCRE ICINDE
 YAPILAN BIR VIDEO CEKIMI VAR........
 IZLEDIGINIZDE EVRENIN BASKA BIR GEZEGENINDE FAALIYET GOSTEREN
 CANLILARLA BERABER GIBI HISSEDIYORSUNUZ KENDİNİZİ.  AMA O SIZIN 



 
SADECE BIR HUCRENIZ.  YANI, GOZLE GOREMEYECEGINIZ KADAR EN  KUCUK PARCANIZ...


Aşağıdaki Link'i tıklayınız :
 

http://aimediaserver.com/studiodaily/harvard/harvard.swf


Tarih: 00:47, 5/5/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

NAYLON POŞET Mİ? YOKSA KESE KAĞIDI MI? ... İki ürünün yaşam döng


1. Üretim, doğal kaynaklar, kirlilik karşılaştırması
Naylon torbaların çoğunluğu polietilen denen plastikten üretiliyor, polietilen ise bir petrol türevi. Dünyada her yıl 4-5 trilyon naylon torba üretiliyor, her dakika bir milyon naylon torba çöpe atılıyor. Denize atılan naylon torbaların her yıl bir milyar deniz kuşu ve memelisinin ölümüne yol açtığı sanılıyor.


Kesekağıtlarının hammeddesi ise ağaç. Bir kese kağıdının yapımı için bir gallon su harcanıyor (naylon torbanın 50 katı).  Ağaçların bulunması, kesimi, bunun yapılması için yola açımı ormanın faunasına zarar veriyor. Ağacın kağıda dönüşebilmesi için 3 yıl bekletilmesi gerekiyor. Sonra talaşa dönüşecek şekilde doğranıyor ve muazzam ısı ve basınçta eziliyor. Elde edilen madde kireçtaşı ve sulfuric asit içinde 8 saat bekletiliyor ve kağıt hamuru haline geliyor. Bir ton kağıt hamuru elde etmek için üç ton ağaç kesiliyor.  Ağaç hamuru daha sonra yıkanıyor, bunun için binlerce ton su gerekiyor (1 ölçek kağıt hamuruna 400 ölçek su). Hamur kurutulduktan sonra kağıda dönüştürülüyor. Bunun dışında ağaçların genellikle fabrikalardan uzak yerlerde bulunan ormanlardan getirilmesi, üretilmesi ve son noktaya gönderilmesinin de hesaba katılması gerekiyor. 1999’da sadece Amerika’da kullanılan 100 milyar kesekağıdının üretilmesi için 14 milyon ağaç kesildiği belirtiliyor.
Kağıt üretilme aşamasında naylon torbadan  %40 daha fazla enerji harcıyor. Kağıt endüstrisi, çevreye en zararlı 10 endüstri kolundan biri.  Plastiğe oranla %70 daha fazla hava, %50 daha fazla su kirliliği yaratılıyor.
Kaynak: Kağıt ve polietilen naylon torbalarının çevre üzerinde karşılaştırılması, Amerikan Çevre Bakanlığı, Ağustos 1988


2.
Geri dönüşüm
Araştırmalara gore dünyada naylon torbaların %5.2’si geri dönüştürülüyor geri kalan %94.8 ise çöplükleri dolduruyor. Naylon torbaların doğada çözünmesi en bulunduğu duruma göre 100-10000 yıl alıyor. Naylon torbaların 1970’lerde yaygınlaşmaya başladığını hesaba katarsak, şimdiye kadar üretilen tüm naylon torbalar hala aramızda! Kağıt atıklar %10-15 oranında geri dönüşüme giriyor ancak bu geri dönüşüm sürecinde  plastikten daha fazla enerji harcıyor.
Bir paketin bir defa dönüştürülmesi için harcanan enerji: 
Naylon torba:  17 BTU
Kağıt torba:  1444 BTU
Kaynak: Wall Street Journal gazetesi, 1989 Plastik Dönüşüm Rehberi


3. Atık ve Doğada Çözünme

Kesekağıtlarının geri dönüştürülme oranı daha fazla, Mürekkepsiz olanları bahçenizde veya kompostunuzda kullanabilirsiniz. Ancak kağıt, çöpe gittiğinde sanıldığı gibi kolaylıkla çözünmüyor. Bozunmayı sağlayacak oksijen, ışık, su gibi materyaller alt katmanlara ulaşmadığından kesekağıdı da çok uzun zaman (belki de asla) çözünmüyor.
Kaynak: Bill Rathje, Stanford Ünversitesi, “Çöp Projesi” Başkanı
Sonuç: Her zaman olduğu gibi tüketmemek, tüketirsek de bir defadan fazla kullanmak en iyi çözüm. Yıkanabilen ve defalarca kullanılabilen bez torbalar, fileler ya da sepetler tabii ki en iyi seçenek. Çantanızda veya arabanızın bagajında bulunduracağınız bez torbalar, sizi bu ikilemden kurtaracak ve dünyada bıraktığınız ayak izinizi azaltacak. Siz mutlu, ağaçlar, su, deniz kaplumbağaları mutlu…


Tarih: 16:19, 17/4/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Yüz Şekli Kişiliğin Aynası... Siz de Aşağıdaki Yüz Şekli İfadele



Yüz okuma sanatı:


Yıllar boyunca beden yapısı ile psikoloji arasında ilgi kurmaya çalışan Çinli bilginler, yüz okuma sanatı olan ‘fizyonomi’yi geliştirerek yüz hatlarına göre karakter tiplerini sınıflandırdılar. Bu yönteme göre özellikle alın, burun, çene, kaş, göz ve dudaklar esas alınarak kişilik özellikleri hakkında tahminler yapılıyor. İşte yüz hatlarının simgelediği kişilik özellikleri…




ALIN
Kişilerin düşüncelerini geliştirme yöntemi hakkında bilgi veriyor. Geniş alın, güçlü bir hayal gücü ve entelektüel kişilik yapısını simgeliyor.

Dar alın ise kişinin dikkatli, zamanlamaya önem veren, matematiksel yetenekleri kuvvetli biri olduğunu anlatıyor. Bombeli bir alna sahip kişiler ise inisiyatif sahibi, uyumlu ve paylaşımcı olarak kabul ediliyor.




GÖZLER:
Hayata bakış açısını ve stres karşısındaki davranış şeklini anlatıyor. Çukur gözlü kişiler ciddi ve gizemli olurken, Gözleri yakın olanlar titiz, kararlı ve detaycı kişilik yapısına sahip oluyorlar.

Büyük gözler, açık sözlülüğü, kibarlığı ve sözüne güvenilirliği, Küçük gözler ise dikkatini kolay toparlamayı ve kapalılığı simgeliyor.

Düşük gözlü kişiler hayata iyimser bakmayı sevmezken, Patlak göz şekline sahip olanlar hayata karşı hevesli ve alıngan oluyorlar.




BURUN:
İş hayatındaki tercihleri ve para konusuna bakışı simgeliyor.

Geniş burun, iş hayatında kendine güvenen ve sosyal yapıyı Dar burun, kontrolcülüğü ve garanticiliği, Büyük burun, idealistliği ve lider olma isteğini Düşük burun, insanlarla iyi iletişim kurabilme yeteneğini, Yuvarlak ve şiş burun ise para konusunda başarıyı ve tasarruf düşkünlüğünü gösteriyor.


DUDAKLAR:
Düşünceleri ifadeyi ve cinselliğe bakış açısını simgeliyor.

Geniş ve düşük dudaklar kişinin cömert olduğunu ve cinsel yaşamını geniş hayal gücüyle renklendirebildiğini, İnce dudaklar, az ve öz konuşmayı, hırsı ve muhafazakarlığı simgeliyor. Aşırı büyük alt dudak ise kişinin tembel ve zevke düşkün olduğunu anlatıyor.





ÇENE:
Kendini savunma yöntemini ve saldırganlık düzeyini belirliyor. Geniş çene otoriterliği, acımasızlığı ve enerjiyi, Sivri çene, çabuk sinirlenen yapıyı gösteriyor.

İkiye ayrılmış çene, kararsızlığı Yuvarlak çene, enerjikliği ve tez canlılığı İleriye doğru çıkık çene, inatçılığı ve hoşgörüsüzlüğü simgeliyor.




KAŞLAR:
Hayata dair önemli kararların nasıl alındığı hakkında bilgi veriyor. Aşağıya doğru kaşlar, kişinin ilişkilerini ciddiye aldığını ve sahiplendiğini, Kalkık kaşlar hırslı biri olduğunu ve kolay sinirlendiğini, Uzun kaşlar güçlü ve mücadeleci kişilik yapısını, İnce kaşlar kolay vazgeçen ve esnek yapıyı, Birleşik kaşlar maceracılığı, Düz kaşlar ise iyimserliği simgeliyor.




KULAKLAR:
Çevresindekileri etkileme ve onlardan etkilenme düzeyini belirliyor. Büyük kulaklar, müziğe olan yeteneği, Normal kulaklar, ciddiyeti, Başa yapışık kulaklar, toplum kurallarına bağlılığı simgeliyor. Büyük ve kepçe kulaklı kişilerin ise konuşmayı çok sevdiği belirtiliyor.




YÜZ ŞEKLİ:
Kişinin duygusal ve zihinsel düzeyini belirliyor. Aşırı uzun yüzlü kişiler kibirli, Şişman yüzlüler maddiyatçı, eğlenceye rahatına düşkün, Kemikli yüze sahip olanlar çalışmayı seven ve ürkek, Zayıf yüzlüler, derin düşünceli ve dikkatli olarak kabul ediliyor.

 


Tarih: 18:07, 26/1/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bilimsel gözlük takalım! Bazı kişiler katı-travmatik yani kötü ç


Freud, kişiliği oluşturan üç temel yapıdan söz ediyordu: İd, ego ve süper ego. Bu üç yapıyı arzu, mantık ve vicdan olarak da düşünebiliriz. Eğer ki kimi zamanlarda farklı bir kişiymişçesine hareket ettiğinizi düşünüyorsanız bu dalgalanmalar Freud'a göre farklı kişilik yapılarınızın savaşımından kaynaklanıyor olmalı.

İd, ilkel ve doğuştan getirdiğimiz dürtülerimizi kapsıyor. Bedensel ihtiyaçlarımızın, cinsel arzularımızın ve saldırgan tepkilerimizin idden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Freud'a göre idin arzu ve istekleri tamamen bilinç dışı ve "zevk prensibi"yle işlemekte. İdin temel güdülerimizi kapsadığını düşününce, zevk prensibiyle işlemesi doğal. Çünkü ilkel güdüler, arzulara bir an önce doyum arayıp bireyin davranışlarını bu yönde şekillendirebiliyorlar.

Ancak ne yazık dünya tüm arzu ve dürtülerimizi o anda tatmin etmemize olanak sağlamıyor. Eğer haz tatmini odaklı yaşamaya devam edersek pek çok sorunla yüz yüze kalabiliyoruz. Yaşamın bu şartlarıyla başa edebilmekse ikinci kişilik yapımız olan egoya düşüyor. Ego, idin tatmin edilebileceği elverişli şartlar oluşana kadar onu kontrol altında tutuyor. Öyleyse ego "gerçeklik prensibi"yle işliyor. Çevresel şartları değerlendirerek pek çok davranışın olası sonuçlarını tartıyor. Bu şekilde, uygun zamanı kollayarak bireyin anlık dürtüleri sonrasında acı çekmesini engellemiş oluyor. Egonun kimi işlevleri bilinçliyken kimileri bilinç dışı gerçekleşiyor.

Kişiliğimizin son öğesiniyse süper ego oluşturuyor. Süper ego da tıpkı ego gibi idin arzu ve isteklerini baskı altında tutmaya çalışıyor. Ancak ego idin tatminleri için uygun zamanlar kollarken süper ego ahlak kurallarını devreye sokuyor. Daha açık bir deyişle, idin bu yönde tatmininin doğru olup olmadığını sorguluyor. Süper ego için tatminde yalnızca doğru zamanın kollanması değil, ahlaki kurallara uygunluk da önem kazanıyor.

Ailemizden edindiğimiz eğitim, yaşadığımız toplumun normları ve kendi deneyimlerimiz süper egonun oluşumunda en önemli etkenleri oluşturuyor. Ancak süper ego geliştikçe, ilkel güdülerimizin tatmini daha da fazla engellenmiş oluyor. Bu nedenle de ego, id ile süper ego arasında bir anlamda köprü görevi üstlenmiş oluyor. Bunu bir şekilde bir savaşım ve çatışma olarak da düşünebiliriz. Sürekli olarak kişiliğimizi oluşturan bu yapılar birbirleriyle çekişmek zorunda kalıyorlar. İşte, bu savaşım Freud'a göre kişiliğin ve çoğu psikolojik rahatsızlığın temelini oluşturuyor.
www.biltek.tubitak.gov.tr



İd, Ego ve Süper Ego
Psikanalizin kuramsal kavramı "Ben" (Ego), "O" (id) ve "Benüstü" (Superego) terimleriyle anılan ve "Ruhsal Aygıt" da denilen, ruhsal bir organizasyondan yola çıkar.

"Ben" (Ego), kişiliğin bir alt yapısıdır. Oldukça bağımsız bir işleve sahiptir ve dış çevre ile, "İd" ve "Superego" olarak adlandırılan diğer iki ait yapı arasında bir aracı görevindedir. "İd" içinde hazza ulaşmayı amaç edinmiş istek ve duyguları.. bulundurur. Bu istek ve duygular, "libidinöz" ve "saldırgan" dürtülerden köklenir.. "Superego" ise, toplumun geçerli kavram ve ölçülerini içinde barındırmaktadır Yanı gerçeğin ahlak kurallarını ve kişinin kendi kendini kontrolünü, eleştirisini temsil eder.

Ego nun işlevi, dış dünya ve bu dünyadaki insanlar arası ilişki nesneleriyle id ve Superego nun gereksinimleri arasında uygum sağlamaktır. Bir yandan dış dünyanın kural ve gereksinimlerini id ve Superego ya karşı temsil ederken, bir yandan da (d ve Superego nun gereksinimlerini dış dünya ilişkileri içinde temsil eder. Yani, kişinin sosyal ilişkilerindeki her türlü zorunlulukları ve çıkarları Ego tarafından temsil edilmektedir. Bir başka deyişle, Ego merkezi bir yönetim olup organizmanın uyum sürecindeki ruhsal organıdır ve aynı zamanda savunma süreçleri de burada bulunur.

Ego, id ve Superego güçlerinin karşılıklı ilişkilerinin öğrenilebilmesi için ruhsal Savunma Mekanizmalarının öğrenilmesi son derece önemlidir.

Değişik insanlarda benzeri biçimde süre giden ve bilinçdışı otomatik olduğundan kişinin kendisinin bilinçli olarak algılayamadığı pek çok savunma şekli vardır. Bunlara Ego Savunma Mekanizmaları la da Savunma Davranışı denir. Ego Savunma Mekanizmaları pek çok olup, bunlardan en çok rastlananlar şunlardır:

BASTIRMA (REPRESSION)

En sık kullanılan savunma mekanizmalarından biridir. İd den -kaynaklanıp Ego tarafından bilinç düzeyine çıkarılarak doyuma ulaştırılmayı isteyen dürtüler, gerçek ilkesi alanında engele uğradıkları ve Ego da bu yüzden bir çatışma içine düştüğünde, bu dürtüyü İd e yanı bilinçdışı alana geri göndermek, bilinç yüzeyine çıkmasını önleyerek geriye bastırma yolunu seçer.

Yaşam boyunca pek çok dürtü bastırılmış olup, bilinçdışında her an bilinç yüzeyine çıkmaya hazır bir halde beklerler. Örneğin; belli bazı cinsel dürtülerini açığa çıkarmamak için zorlanmasında, kişinin tüm cinselliği reddeden bir davranış içine girmesi gibi bir savunma tepkisini benimsediği görülebilir.

Kendisi bir kadınla cinsel ilişkiyi isteyen, ancak bunu içinde bulunduğu toplumsal koşullar (yaşam biçimi koşulları, olanaklar ya da ahlak anlayışı vb.) nedeniyle gerçekleştirmesi güç olan bir erkeğin tüm cinsel ilişkileri ve bunu ima eden tüm davranışları (kız-erkek arkadaşlığı, açık giysiler vb.) hepten ayıplayıp kötülemesi ve reddetmesi durumunda bir tepki oluşumundan söz edebiliriz.

YÜCELTME (SUBLIMATION)

- Bilinç yüzeyine çıkarılıp doyuma ulaştırılması kabul edilemeyen,

- superego tarafından yasaklanmış ya da engellenmiş bazı dürtülerin kabul edilebilir yüksek sosyal değerli bazı amaçlara yönelik dürtüler halinde değiştirilmesidir. Örneğin; saldırganlık, cinsellik gibi belli bazı ilkel dürtülerin açığa çıkmasının uygun olmadığı koşullarda, kişinin bu enerji birikimini güzel sanat yapıtları, spor ve iş başarıları gibi eylemlere yönelterek, olumlu bir biçimde kullanması gibi.

DÜŞLE DOYUM (DAY-DREAM).

- Gerçekte doyuma ulaştırılması güç ya da olanaksız olan bazı dürtülerin düş gücü ile doyuma ulaştırılmasıdır. Örneğin; fakir bir kimsenin bir piyango bileti alıp, büyük ikramiye çıkarsa neler yapacağını düşünmesinde de böyle bir düşle doyum söz konusudur.

YERİNE KOYMA (SUBSTITUTION)

Dürtülerin asıl amacına ulaşması engellendiğinde asıl amacın yerine başka bir amaç ya da nesnenin konarak dürtü boşalımının sağlanması, gerilimin giderilmesi söz konusudur.

YANSITMA (PROJECTION)

İnsanın kendinde var olduğunu kabul etmek istemediği dürtü uyartılarını, başkalarına yansıtmasıdır. Örneğin; okul ortamı içinde öğretmenlerine karşı kızgınlık ve nefret duyan bir öğrenci, böyle bir nefret duygusuna sahip olmanın hoş bir şey olmayıp ego suyla Superego su arasında çıkarttığı çatışmadan, bu nefret duygusunu öğretmenlerine yansıtarak yani "öğretmenlerim beni sevmiyor, benden nefret ediyor" düşüncesiyle kendini kurtarır.

GERİLEME (REGRESSION)

Herhangi bir çatışma durumu karşısında insanın ruhsal gelişim sürecindeki daha gerideki bazı dönemlere doğru gerileme göstermesidir. Çocuksu davranış, ağlama, saldırganlık, öfke veya korku anında çocuksu bir davranışla birine sığınmak gereksinimi veya aşırı yemek yemek veya kusmak da bu gibi davranış örnekleridir. Psikosomatik hastalıklarda da böyle bir gerileme süreci söz konusu olup, hastalık gösterisinde simgesel bir anlam taşıyan bir organ belirtisi bulunmaktadır.

YADSIMA (DENIAL)

Bilinç dışı bir işlemle dayanılması zor olan bazı kaygı, çatışma ve duyguların ve bunları doğuran olay ve eylemlerin kışı tarafından bilinmezlikten gelinmesi, varlığının kabul edilmemesidir. Yaşamını iyi bir sporcu olmaya adamış, bu yolda çalışmış ve başarıya ulaşarak o ilerlemekte olan bir spor yıldızının mesleğinin en parlak döneminde yapılan sağlık muayenesinde kalp yetmezliği saptandığında, böyle bir hastalığı olduğunu kabul etmeyip, kendisini inceleyen çeşitli hekimlerin yanlış bir tanıya vardıkları üzerinde ısrarla tedaviyi kabul etmeyip spor hayatını sürdürmeyi istemesi de bir yadsıma tepkisidir.

AKILCILAŞTIRMA (RATIONALIZATION)

Anxietenin gücünü azaltmak amacıyla ve çoğu kez yadsıma mekanizmasıyla birlikte kullanılan akılcılaştırmada, iki temel savunma öğesi bulunur.

(1) Kişinin davranışını haklı göstermesine yardımcı olan öğe,

(2) Ulaşılamayan amaçlara ilişkin düş kırıklığının etkisini yumuşatan öğe. Örneğin; o gece arkadaşının daveti üzerine onunla yemeğe ve sinemaya gittiği için ertesi günkü sınavına hazırlanamayıp kötü not alan öğrencinin, gitmeseydi arkadaşını kırıp üzecekti ve ayıp olacaktı düşüncesiyle avunması da akılcılaştırma türünde bir savunma mekanizmasını harekete geçirmektedir.

www.donusumkonagi.net


Tarih: 17:07, 7/1/2009 Kategori: BILIMSEL KONULAR
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->