Tanım
Sizlerle ÖZGÜRCE bilgilerimi, duygularımı, düşüncelerimi, bazen iç dünyamı, her konuda herşeyi paylaşmak istedim.... Sizlerle gülmek de :) Dilerim Profesyonel ortamlarda yazılarımı yazdığım günler geldiğinde, bu yeni ortamlarda yine karşılaşırız ve sizlerde tekrar olumlu etkiler yaratabilirim...
NEŞELİ günler...
Sevgimle...
Bağlantılarım
*
*
*
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kategoriler
|
BİR HİKAYE: 'KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK'... SONUMUZ BU M
KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK
Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:
'- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?'
Ördek cevaplamış: '- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.'
Domuz oradan seslenmiş: '- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.'
Fare hemen atlamış: '- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.'
Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.
Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: '- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?'
Ördek: '- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş.
Domuz: '- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş.
Fare de: '- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ' demiş.
Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış.
Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş: '- Kahveleri satmama kim yardım edecek?'
Ördek: '- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.'
Domuz: '- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.'
Fare: '- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.'
Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş:
'- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım decek?'
Ördek: - Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.'
Domuz: '- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.'
Fare: '- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.
Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.
Kaynak : İngiltere de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan 'The Little Red Hen' kitabı.
|
|
"Sanki öykü değil, Türkiye'nin son 50 yılı!
Ya bu öyküyü yazan Türkiye'den esinlendi, ya da Türkiyeyi 'Kırmızı ibikli Tavuk'a çevirenler bu öyküden esinlendiler..."
|
Tarih: 22:57, 12/6/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ATATÜRK'ün DOKTORLARI ve AKP'nin Sağlık Bakanı...
ATATÜRK'ün DOKTORLARI ve AKP'nin Sağlık Bakanı
Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil,
obezite ve şeker hastalığına sebep olan geni buldu.
Goethe Üniversitesi cerrahlarından Prof. Dr. Tayfun Aybek, kalp kriziniönceden haber veren 'çip' geliştirdi.
Gaziantep Üniversitesi Plastik Cerrahi Başkanı Doç. Mehmet Mutaf'ın
dudak yarığı konusunda geliştirdiği ameliyat tekniği, Fransa'da en başarılı teknik' kabul edildi.
Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, böbrek taşlarına 'nanobakteri' adı verilen bir mikroorganizmanı n yol açtığını kanıtladı.
Arkansas Üniversitesi Çocuk Elektrofizyolojisi Bölümü Başkanı
Doç. Volkan Tuzcu, çocukların kalp ritim bozukluğunu ışın kullanmadan tedavi eden yöntem geliştirdi.
Amerikan Nature Dergisi, Türk doktor Murat Digiçaylıoğlu'nun 'beyin kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşunu duyurdu.
Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırmalarını sürdüren
Dr.Hande Özdinler, bugüne kadar işlevi bilinmeyen Prion isimli proteinin beyin hücrelerinin yenilenmesi açısından önemini ortaya koydu.
Houston Methodist Hastanesi Sindirim Hastalıkları Tıbbi Direktörü
Prof. Dr. Atilla Ertan, 'ABD'nin en seçkin 10 hekimi' arasına girdi.
İstanbul 70'inci Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma
Hastanesi cerrahlarından Dr. Cengiz Türkmen, ameliyat sonrasında kırılmayı ve ağrıyı önleyen 'omurlar arası sabitleyici' geliştirdi.
Memphis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD'de
Bilim-Sağlık Ödülü'ne layık görüldü.
Cornell Üniversitesi Kısırlık Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, kadınların menopozdan sonra da çocuk sahibi olabilmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi.
Columbia Üniversitesi Kardiyoloji Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz'ün
yazdığı 'You: The Owners Manuel' isimli kitap, ABD'de piyasaya çıktığı gün Harry Potter ve Da Vinci Şifresi'ni geride bırakarak, 350 bin adet sattı.
Türkiye Cumhuriyeti' nin Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ:
Keneden korunmak için pantolon paçalarını ÇORABA SOKULMASINI önerdi !! :-))))))
|
Tarih: 19:47, 5/6/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
NEFİS bi KARNE : " AKP Karnesi " !!! PC'nize Kopyalayınız d
|
Ülkelerin dış politika anlayışları ...... :-)))
Ali Babacan, Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca, bürokratları çağırmış ve "Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın" demiş.
İki gün sonra bir dosya getirmişler önüne. Bakmış, içinde tek yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı. Şaşırmış önce "Bu ne?" der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
"Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinde, farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, bir dinlenme yerine giderek buz gibi kola ısmarlamışlar. Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu fark etmişler.
İNGİLİZ, başka bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İSVEÇLİ, aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
FİNLANDİYALI, sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
RUS, kolayı sinekle birlikte içmiş.
ÇİNLİ, sineği yemiş, kolayı içmemiş.
İSRAİLLİ, sineği yakalayıp Çinli'ye satmış.
JAPON, değerlendirilmek üzere, sineği Tokyo'ya göndermiş.
YUNANLI, kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
NORVEÇLİ, kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
İRLANDALI, sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngiliz'e içirmiş.
AMERİKALI, 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış. Arabistan hükümeti, özür dileyerek, 10 milyon dolar tazminat ödemiş.
Bakan, gülümseyerek rapordan hoşlandığını belirtmiş.
"İyi, güzel de, bu turist grubunun içinde bizden biri yok muymuş?" diye sormadan edememiş.
"Varmış efendim" diye cevaplandırmışlar.
Bakan devam etmiş, "Peki, o zaman, O ne yapmış?"
Bürokratlar birbirlerinin yüzlerine bakmışlar. İçlerinde en tecrübeli olanı, bir adım öne çıkıp, cevap vermiş: "TÜRK, olayı şiddetle kınamış."
|
Tarih: 22:27, 20/5/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
MİTİNGE ÇAĞRI !!! Günümüz Türkiye'sinin İKTİDARININ Yaptığı
|
Aramızdan Çok Acı bir Şekilde Ayrılmış Değerli UĞUR MUMCU'da
Vatansever halkıma sesleniş - Uğur Mumcu 1975
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...
|
Tarih: 15:07, 13/5/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jean Schmidt, Ermeni iftiracıları
| ABD Temsilciler Meclisi üyesi Jean Schmidt, kendisini ’soykırımı’ tanımamakla itham eden Ermeniler hakkında dava açtı. İftiracı Ermenileri mahkemeye verdi ABD’de 4 Kasım’da yapılan seçimlerde Ohio Eyaleti 2. Bölgeden Temsilciler Meclisi’ne seçilen Jean Schmidt, sandık yarışındaki en büyük rakibi Ermeni asıllı David Krikorian’ın seçim kampanyası sırasında kendisine yönelik ’Türklerden soykırım inkar için kan parası aldığı’ şeklindeki asılsız suçlamalar nedeniyle Ohio seçim Komitesi’ne suç duyurusunda bulunma kararı aldı.
Soykırım değildir Bugün seçim komitesine iletilecek başvurusunda 1915 olaylarının soykırım olduğu yönündeki Ermeni iddiaları hakkındaki görüşlerini açıklayan Schmidt, “Ben Ermeni olaylarını inkar etmedim. Tarihi kayıtlar hakkındaki bilgime dayanarak 1915’de yaşanan trajik olayları ’soykırım’olarak niteleyemem. Çünkü bu çok kesin bir tanımlama” dedi. “Benim Kongre’deki pozisyonum da her zaman bu konunun Kongre’nin bir sorunu olmadığı yönünde olmuştur.” diyen Schmidt şöyle devam etti: “Bir Kongre üyesi olarak hiçbir zaman bu Ermeni soykırım tasarıları konusunda oy vermedim. Bu konunun kesin biçimde çözüme kavuşturulması için uzmanlardan oluşan bağımsız bir uluslarası komisyon oluşturulması fikrini destekliyorum”
|
|
Tarih: 20:37, 1/5/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İşadamları Derneklerinden, BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU ! ...
BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU Dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik dengelerin hassasiyetleri son dönemlerde giderek artmaktadır. Bu çerçevede siyasi iktidara, aydınlara, işverenlere, çalışanlara kısaca tüm yurttaşlarımıza ciddi sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumlulukların devlet gücünü elinde bulunduranlar için çok daha yüksek olduğu açıktır. Ekonomimiz dünya çapındaki krizden ve ülkemize özgü sorunlardan ötürü giderek hassaslaşırken devlet organlarının sahip oldukları yetkileri nasıl kullandıkları daha da önem kazanmaktadır. Çalışma hayatının ve toplumsal barışın korunması konusunda herkes kendi görev ve sorumluluklarının daha fazla bilincine varmalıdır. Bugüne kadar topluma, ulusa ve devlete hizmet veren insanların, demokratik kitle örgütlerinin ve basın kuruluşlarının birdenbire devleti yıkmaya çalışıyormuş izlenimi yaratacak şekilde adli işlemlere konu edilmesi düşündürücüdür. Yargının bağımsızlığı, yargısal faaliyeti icra edenler de dahil herkes için önemlidir. Yargıyı temsil eden ve yargı adına faaliyet gösteren kişi ve kurumların faaliyetlerinin de sınırsız olmadığını bilmelerinde fayda bulunmaktadır. Adli kovuşturmalar yürütülürken buna muhatap olan kişilerin ve gerekçelerin kamu vicdanında inandırıcı olmasına da özen gösterilmelidir. Toplumumuzun sahiplendiği kişilerin, rektörlerin, öğretim üyelerinin, aydınların, kurum ve kuruluşların toplumda bilgi kirliliği yaratılarak, mafyavari örgütlenmeler içinde oldukları izleniminin yaratılmasından kaçınılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, kişilerin suçlu olup olmadıkları yargısal sürecin sonunda ortaya çıkacaktır. Suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğu gerçeği bir yana bırakılarak, hakkında soruşturma yapılan kişi ve kuruluşların suçlu olduğuna dair kanaat oluşturulacak şekilde davranılması, bu şekilde soruşturma yürütülmesi, bir anlamda yargısal sürecin kendisini de gereksiz hale getirmektedir. Her türlü soruşturma, muhataplarının kişilik hak ve onurlarını zedelemeden ve en önemlisi de kamuoyunda adli makamların tarafsız ve yasalara uygun davrandıkları konusunda şüpheler oluşturulmadan gerçekleştirilmelidir. Kamuoyunda, son zamanlarda yürütülen operasyonların ilgili yasalara göre gerekli hassasiyeti taşımadığı, yargı adına faaliyet gösterenlerin yukarıda vurgulamaya çalıştığımız davranışlarla yargıyı yıprattıkları kanaati oluşmaktadır. Bu durum, yargıya duyulan güveni sarstığı gibi, toplumumuzu da korku ve endişeye sevk eder bir hal almıştır. Devlet kurumlarının, toplumda olumsuz duygulara yol açacak şekilde uygulamalar içerisine girmelerinin sağlıklı bir yöntem olmadığı kanaatindeyiz. Unutulmamalıdır ki devlet, faaliyetleriyle, vatandaşlarında her an gözaltına alınmak, sorgulanmak, suçlanmak gibi korku yaratan duygu ve düşünceler yerine, devlete ve adalete güven ve saygı duygularını oluşturmak ve bunun maddi ve manevi toplumsal şartlarını gerçekleştirmekle yükümlüdür. İÇASİFED İç Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu
OSİAD Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği |
Tarih: 20:37, 19/4/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ergenekon saçmalığına karşı Ankara'da tek yumruğuz ! Herkese
Subject: İlt: Herkese iletin lütfen
Nazi almanyası için anlatılanlar gerçekleşiyor.
Hepimiz seyrediyoruz. Bizi almaya geldiklerinde itiraz edecek kimse kalmayacak. Partiler üstü bir sivil çaba gösterelim. Türkan Saylan gibi hayatını bu ülkeye ve insanlara adamış bir insanı bırakın tutuklamayı zan altında bırakmak ,özellikle hastalığı bu derece ilerlemiş acılar çekerken , utanılacak bir şey. İş bu noktaya geldiyse artık bıçak kemiğe dayandı. 19 Mayıs ta Ankara'dayız Vatanı sevmek ergenegonculuksahepimiz ergenekoncuyuz. Herkese ulaşıp bu organizasyona katkı sağlayabilirmisiniz? "ezilenler dizlerinin üzerinden doğrularak ayağa kalktıklarında, yönetenler çok küçük görünür"
|
|
Tarih: 16:47, 17/4/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ULUSAL HAREKET !!! PROTESTO !!! ATATÜRKÇÜ, ÜNİTER BAĞIMSIZ TÜRK
ATATÜRKÇÜ, ÜNİTER BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ SAVUNANLARA ÇAĞRI...
15 Nisan - 22 Nisan tarihleri arasında, saat 20'00 de 1(bir)dakika boyunca, AKP'nin politikalarını, Atatürkçü bilim adamlarımızın, siyasilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerinin, haksız gözaltlarını PROTESTO etmek amacıyla, AMPÜLLERİ söndürüp yakıyoruz!!!
ULUSAL HAREKET
|
Tarih: 19:37, 16/4/2009 Kategori: Ah TURKIYEM Ah |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|